Başlangıçta Denge Yoktu
Varlığın ilk hareketi
Bir terazi düşünelim. Kefeleri boş, dili ortada. Ona "dengede" deriz. Oysa boş bir terazi dengede değildir; yalnızca henüz bir şey tartmamıştır. Denge, bir ağırlık konduğunda başlar. Konmuş ağırlığa karşılık bulunduğunda kurulur.
Varlığın başlangıcı için de böyle düşünmek gerekir. Başlangıçta denge yoktu. Çünkü dengelenecek bir şey yoktu. Hiçlik dengede değildir; hiçlik sadece hiçtir. Denge, ilk hareketle birlikte doğmuş bir ihtiyaçtır. Bir şey var olunca, onun bir yeri, bir sınırı, bir ağırlığı olur. Ve o ağırlık, karşısında bir şey ister.
Kozmoloji bugün evrenin başlangıcını sıcak, yoğun ve neredeyse tekdüze bir hâl olarak anlatır. "Neredeyse" kelimesi önemlidir. Evrenin ilk ışığında ölçülen sıcaklık farkları yüz binde bir mertebesindedir. Bu kadar küçük bir fark olmasaydı galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve onların üzerinde soru soran insan da olmayacaktı. Kusursuz bir tekdüzelik, hiçbir şeyin toplanamadığı, hiçbir şeyin ayrışamadığı bir donukluk olurdu.
Demek ki varlığın ilk hareketi, bir dengenin bozulmasıdır. Ama bu bozulma rastgele bir dağılma değil, ölçülü bir kıpırtıdır. Fazlası evreni dağıtırdı; azı hiçbir şeyi doğurmazdı.
Kaosun içindeki düzen
Kaos, eski Yunan'da "açıklık", "esneme", her şeyin öncesindeki boşluk anlamına gelirdi. Biz bugün kelimeyi düzensizlik için kullanıyoruz. Oysa kaos ile düzen birbirinin düşmanı değildir. Kaos, düzenin henüz görünmediği yerdir.
Bir nehrin akışına bakın. Her damla başka bir yöne gider gibidir; girdaplar, köpükler, ani kıvrımlar. Ama nehir denize varır. Bir kuş sürüsünün havadaki dalgalanmasına bakın. Hiçbir kuş bütünü yönetmez; her biri yalnızca yanındakine bakar. Yine de gökyüzünde tek bir beden gibi kıvrılırlar.
Kur'an bu düzeni insanın gözüne bir davet olarak bırakır:
Rahman'ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bak; bir çatlak görebiliyor musun?
Mülk Suresi, 67:3 (meal)
Ayet, "uyumsuzluk görmezsin" dedikten sonra hemen "bir daha bak" der. Düzen, bir bakışta teslim edilmez. İlk bakış kaosu görür; ikinci bakış ölçüyü arar. İnsanın görevi belki de bu ikinci bakıştır.
Dengenin doğuşu
Denge bir başlangıç değil, bir sonuçtur. Kuvvetler karşılaşır, birbirini sınar, sonunda birbirine yer açar. Gezegen yıldızına düşmez, çünkü düşüşü kendi hızıyla dengelenmiştir. Yörünge, aslında sonsuza dek süren bir düşüştür; sadece hiç çarpmayan bir düşüş.
Ne güzel bir ders: denge, düşmemek değildir. Denge, düşerken yolu kaybetmemektir.
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Yâsîn Suresi, 36:40 (meal)
"Yüzmek" fiili dikkat çekicidir. Yüzen, suyun içinde kalır ama batmaz; hareket eder ama savrulmaz. Denge, durmanın değil, yüzmenin adıdır.
İnsanın icadı mı, keşfi mi sorusuna buradan bir ilk cevap verilebilir: İnsan dengeyi icat etmedi. Kendisi bir dengenin içinde doğdu. Nefesi, kalp atışı, kanındaki tuz oranı, vücut ısısı; hepsi o daha farkına varmadan ölçülmüştü. İnsanın yaptığı, kendi içinde ve dışında hazır bulduğu bu ölçüyü fark etmek, sonra da onu bozmamayı öğrenmektir.