02/ 05

Mîzân: Her Şeyin Bir Ölçüsü Var

2 dakikalık okuma

Kur'an'da mîzân kavramı

Mîzân, Arapçada "vezn" kökünden gelir: tartmak, ağırlığı bilmek. Terazi de mîzândır, ölçü de, ahenk de. Aynı kökten "mevzûn" kelimesi çıkar: ölçülü, yerli yerinde, kıvamında. Bir şiirin vezni de buradan gelir.

Kur'an'da mîzân, göğün yükseltilmesiyle aynı cümlede anılır:

Göğü yükseltti ve mîzânı koydu. Sakın ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, eksik tartmayın.

Rahmân Suresi, 55:7–9 (meal)

Önce göğün düzeni, sonra çarşıdaki terazi. Aynı kelime, iki ayrı ölçekte. Ayet, yıldızların yörüngesi ile manavın kefesi arasında bir köprü kurar. Gök ölçüyle durur; insan da ölçüyle durmalıdır. Kozmik düzenin sana söylediği şudur: Eksik tartma.

Başka ayetler aynı hakikati farklı yönlerden söyler:

Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

Kamer Suresi, 54:49 (meal)

O'nun katında her şey bir ölçü iledir.

Ra'd Suresi, 13:8 (meal)

"Her şey" denir. İstisna yoktur. Bir yaprağın damarı, bir hücrenin zarı, bir duygunun şiddeti, bir sözün uzunluğu. Ölçü yalnızca maddeye ait değildir.

Ölçü, adalet ve hikmet

Klasik düşünce adaleti şöyle tanımlar: Her şeyi yerli yerine koymak. Zulüm ise bir şeyi yerinin dışına koymaktır. Bu tanımda adalet bir duygu değil, bir yerleştirmedir. Doğru şey, doğru yere, doğru miktarda.

Hikmet de burada başlar. Hikmet, bir şeyin ne olduğunu bilmekten öte, nerede ve ne kadar olması gerektiğini bilmektir. Tuz yemeğin hikmetidir; fazlası onu yenmez kılar. Cesaret erdemdir; ölçüsü kaçınca saldırganlık olur. Cömertlik güzeldir; ölçüsüz olunca israf olur.

Onlar harcadıkları zaman ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

Furkân Suresi, 25:67 (meal)

Orta yol, iki uç arasında bir uzlaşma değildir. Kararsızlık hiç değildir. Orta yol, iki ucun da hakkını veren noktadır. Teraziyi dengede tutan şey, iki kefeyi eşitlemek değil, her kefeye hak ettiğini koymaktır.

Kozmik düzen ile ahlaki denge arasındaki ilişki

Bir ayet daha:

Andolsun, biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte Kitab'ı ve mîzânı indirdik.

Hadîd Suresi, 57:25 (meal)

Mîzânın "indirilmesi" ilginç bir ifadedir. Ölçü, gökten inen bir şeydir; insanın uydurduğu değil, insana emanet edilendir. Bu, başta sorulan soruya ikinci bir cevap verir: Ahlaki denge de icat değildir; keşfedilmesi ve korunması gereken bir emanettir.

Gök ile vicdan aynı dili konuşur. Gezegenleri yörüngede tutan düzen ile insanın içinde "bu yanlış" diyen ses arasında bir akrabalık vardır. Biri dışarıda, öbürü içeridedir. Biri yerçekimiyle, öbürü vicdanla işler. İkisi de bir şeyi yerinde tutmaya çalışır.

İnsan bu düzeni bozabilen tek varlıktır. Yıldız yörüngesinden sapmaz, arı peteğinin açısını değiştirmez. İnsan ise eksik tartabilir. Bu yüzden mîzân insana bir emir olarak gelir: Haddi aşmayın. Diğer varlıklar ölçüye tabidir; insan ise ölçüye riayet etmekle sorumludur. Fark buradadır. Denge, insanda bir tercih hâline gelir.