Tabiatın Sessiz Matematiği
Ekosistemlerde denge
1995 yılında, yetmiş yıla yakın bir aradan sonra, Yellowstone Ulusal Parkı'na kurtlar yeniden getirildi. Kurtlar geyiklerin bir kısmını avladı; daha önemlisi, geyiklerin davranışını değiştirdi. Geyikler bazı vadilerde ve nehir kıyılarında artık uzun süre otlamaz oldu. Ezilen söğütler ve kavaklar yeniden büyüdü. Ağaçlarla birlikte kuşlar geldi, kunduzlar geldi, nehir kıyıları yeni bir hayatla doldu.
Bilim insanları bu olayın ayrıntılarını hâlâ tartışıyor; her değişikliğin yalnızca kurtlara bağlanamayacağını söyleyenler de var. Ama ders açık: Bir ekosistemde hiçbir canlı yalnız değildir. Bir halka çıkarılınca zincir başka bir şekle girer. Avcı ile av, bitki ile toprak, yağmur ile kök birbirine bağlıdır.
Yeri de yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü olarak her şeyden bitirdik.
Hicr Suresi, 15:19 (meal)
"Ölçülü olarak" ifadesinin aslı "mevzûn"dur. Mîzân kelimesinin akrabası. Toprakta biten her şey, bir terazinin kefesine konmuş gibidir.
Tabiattaki denge, kimsenin yönetmediği bir dengedir. Hiçbir canlı bütünün hesabını yapmaz. Her biri kendi işini görür ve bütün ayakta durur. İnsan ise bütünü görebilen, ama çoğu zaman yalnızca kendi kefesine bakan varlıktır.
Entropi ve düzen
Fizik, kapalı bir sistemde düzensizliğin zamanla arttığını söyler. Buna entropi denir. Sıcak çay soğur, kum tepesi dağılır, düzenli bir oda kendiliğinden dağınık hâle gelir ama dağınık oda kendiliğinden toplanmaz.
Öyleyse hayat nasıl mümkün? Bir hücre, bir yaprak, bir insan nasıl bu kadar düzenli kalabiliyor? Fizikçi Erwin Schrödinger 1944'te yayımlanan "Hayat Nedir?" adlı küçük kitabında buna bir cevap arar: Canlılar düzenlerini, çevrelerinden sürekli enerji alarak korur. Güneşten gelen ışık, yaprağın düzenini besler. Yediğimiz yemek, bedenimizin düzenini besler. Canlı, düzensizliğe doğru akan bir nehirde akıntıya karşı kürek çeken bir kayık gibidir.
Bu kürek çekme bir an bile durursa kayık akıntıya kapılır. Hayat, sürekli bir emekle korunan bir düzendir. Ve bu emek, dışarıdan bir kaynağa muhtaçtır. Hiçbir canlı kendi kendine yetmez.
Burada derin bir tevazu dersi var: Düzenimizi kendimizden bilmek, güneş vurunca aydınlığı kendinden bilen duvara benzer. Işık çekildiğinde duvar kendi karanlığını görür.
Doğanın değişken dengeleri
Doğadaki denge sabit bir nokta değildir. Kuraklık yılları ile bereket yılları birbirini izler. Av hayvanlarının sayısı artar, avcılar çoğalır; avcılar çoğalınca av azalır, sonra avcılar da azalır. Sayılar bir dalga gibi iner çıkar. Ama dalga, sınırlarının dışına taşmaz.
Bedenimiz de böyle çalışır. Vücut ısısı gün içinde biraz yükselir, biraz düşer. Kan şekeri yemekten sonra artar, sonra yine dengeye döner. Bilim buna "homeostaz" der: değişen koşullar içinde iç dengeyi koruma becerisi. Denge, burada da bir kıpırtıdır, bir salınımdır; hiçbir zaman donmuş bir sayı değildir.
Bir ağacın dalları güneşe göre yön bulur. Bazı bitkilerde yapraklar ve tohumlar, birbirinin ışığını kesmeyecek bir açıyla dizilir. Ayçiçeğinin göbeğindeki sarmallar, bir matematikçinin defterindeki sayı dizileriyle şaşırtıcı bir uyum gösterir. Tabiat bu hesabı yüksek sesle yapmaz. Sessizce yapar. Matematiği bilmeden matematiğe uyar.
İnsan ise bu sessiz matematiği okuyabilen varlıktır. Okudukça şaşırır. Şaşırdıkça soru sorar. Başta sorduğumuz soru buraya döner: Denge insanın icadı mıdır?
Ayçiçeği sarmalını insandan öğrenmedi. Gezegen yörüngesini insandan öğrenmedi. Kurt ile geyik arasındaki ayar, insanın masasında kurulmadı. İnsan dengeyi icat etmedi; dengeyi buldu. Bulduğu anda da bir emanetle karşılaştı: Onu bozmamak.
Sakın ölçüde haddi aşmayın.
Rahmân Suresi, 55:8 (meal)
Birinci kitabın son sözü bu olsun. Ölçü bize ait değildir. Ama ölçüyü korumak bize düşer.