10/ 13

7. Bölüm: İnsan ve Birlik

17 dakikalık okuma

Sabır ve direnç insanı genişletir. Genişleyen insan ötekini görür. Ötekini gören birliği hisseder.

Bu bölüm insanların ortaklığına ayrılmıştır.

Farklı dillerden otuz üç ses. Söyledikleri aynı değil. Ama hepsi aynı soruya yaklaşıyor: Ben nerede bitiyorum, sen nerede başlıyorsun?

7.1

باز آ باز آ هر آنچه هستی باز آ گر کافر و گبر و بت‌پرستی باز آ این درگه ما درگه نومیدی نیست صد بار اگر توبه شکستی باز آ

Bâz â bâz â her ançe hestî bâz â Ger kâfir u gebr u büt-perestî bâz â În dergeh-i mâ dergeh-i nevmîdî nîst Sad bâr eger tevbe şikestî bâz â

Yine gel, yine gel, ne olursan ol, yine gel. Kâfir de olsan, Mecûsî de, puta da tapsan, yine gel. Bu dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.

Ebû Saîd-i Ebü'l-Hayr'a nispet edilen rubai. Yakup Şafak, "Mevlânâ'ya Atfedilen 'Yine Gel...' Rubâîsine Dair" (2009).

Bu rubai Mevlânâ'ya yaygın biçimde atfedilir, ama bu nispet zayıftır (Şafak 2009). Ebû Saîd ile başka sûfî şairlere de nispet edilir; kesin sahibi belli değildir. "Gel, gel, ne olursan ol yine gel" biçimi rubainin halk arasındaki özetidir.

Kapı önce sana sormaz. Ne olduğunu, nereden geldiğini, kaç kere dönüp gittiğini.

Yüz kere tövbe bozana yine gel demek, yüz birinciyi de baştan kabul etmektir.

Çoğu kapı sicile bakar. Bu kapı eşikte bekler.

Zor olan gelmek sanılır. Oysa gelene bakıp içeri alabilmek daha zordur.

Bu rubai yüzyıllardır başkasının adıyla okunur. Sahibi belli değil. Çağrısı belli.

7.2

Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan Halka müderris ise hakikatde âsidür

Yaratılmış olan herkese aynı gözle bakmayan kişi, halka ders veren bir müderris olsa bile aslında asidir.

Yûnus Emre, Dîvân, haz. Faruk K. Timurtaş (Tercüman 1001 Temel Eser).

"Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü" sözü Yûnus'a yaygın biçimde atfedilir, ama taranan üç Dîvân metninde bulunamadı. Bu beyit nüshalarda farklarla geçer; ikinci mısra bazı nüshalarda "Şer'in evliyâsıysa" diye okunur (Gölpınarlı).

Kitabı bilen çoktur. Kitabı okutan da.

Yûnus ölçüyü kürsüye koymaz, göze koyar. İnsanlara nasıl baktığına.

Bir gözle bakmak kolay duyulur. Sonra biri sırtını döner, biri borcunu ödemez, biri başka türlü dua eder. Göz hemen ikiye bölünür.

Hüküm ders verene de işler. Önce kendi gözünü düzelt.

Âsi kelimesi burada kürsüdekine söylenmiştir.

7.3

Bir olalım, iri olalım, diri olalım.

Hacı Bektaş Velî'ye atfedilir — [KAYNAK GEREKLİ]

Söz Hacı Bektaş Velî'ye yaygın biçimde atfedilir (örn. Hüseyin Özcan, Hacı Bektaş Veli), ama hiçbir kaynakta Makâlât'taki yeri gösterilmez. Makâlât'ın tam metni bu çalışmada taranamadı.

Üç kelime, tek bir sesle kurulmuş. Bir, iri, diri.

Kulağa kolay gelir. Ama sıra önemlidir.

Bir olmayanın iriliği şişkinliktir. İri olup diri kalmayan sırtta taşınan yüke döner.

Çok kalabalık gördük. Diriliği az.

Bu söz Hacı Bektaş Velî'ye atfedilir, yeri henüz gösterilemedi. Soru yine de ortada durur: Birlikte olduğun insanlarla hâlâ canlı mısın?

7.4

مگس روح درافتاد در این دوغ ابد نه مسلمان و نه ترسا و نه گبر و نه جهود

Meges-i rûh der-üftâd der în dûğ-i ebed Ne müselmân u ne tersâ vü ne gebr ü ne cuhûd

Ruh sineği düştü bu ebedî ayrana: Ne Müslüman, ne Hristiyan, ne Mecûsî, ne Yahudi.

Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, gazel 790.

Eski metindeki "Ne Müslümanım ne Hristiyan" dizesi Dîvân'ın Fürûzanfer temelli Ganjoor metninde bulunamadı. Bu beyit aynı dört adı anan gerçek Dîvân beytidir.

Sinek ayrana düşer. Çırpınır, sonra kanadı durur.

Mevlânâ ruhu o sineğe benzetir. Düştüğü ayranın dibi yoktur.

Orada kimse sormaz: Müslüman mısın, Hristiyan mısın, Mecûsî misin, Yahudi mi?

Adlar kıyıda kalır. İnsan onlara sarılır, onlarla ayrılır.

Ama dibe yaklaştıkça hangi adla geldiğin unutulur.

7.5

是以聖人欲上民,必以言下之;欲先民,必以身后之。

Shì yǐ shèngrén yù shàng mín, bì yǐ yán xià zhī; yù xiān mín, bì yǐ shēn hòu zhī.

Bu yüzden bilge, halkın üstünde olmak isterse sözüyle onların altına iner; önünde olmak isterse kendini arkaya alır.

Lao Tzu, Tao Te Ching 66.

Irmaklar denize akar. Çünkü deniz aşağıdadır.

Lao Tzu yönetene bu manzarayı gösterir. Yukarıda durmak isteyen sözünü alçaltsın. Önde yürümek isteyen kendini arkaya alsın.

Kolay okunur. Zor olan, bunu kimse görmezken yapmaktır.

Önde olmayı seven çok. Sona kalıp herkesi geçirmeyi seven az.

Su kimseyi itmez. Yine de bütün yollar ona varır.

7.6

Na hi verena verāni, sammantīdha kudācanaṁ; Averena ca sammanti, esa dhammo sanantano.

Bu dünyada nefret nefretle hiçbir zaman dinmez; nefretsizlikle diner. Kadim yasa budur.

Buda — Dhammapada 5.

Pali metinde "averena" kelimesi tam olarak "nefretsizlikle" demektir; yaygın çevirilerde "sevgiyle" diye verilir.

Biri canını yakar. Sen de yakarsın. Hesap kapandı sanılır.

Kapanmaz. Bir satır daha açılır.

Buda'nın sözü kısadır: Nefret nefretle dinmez. Dinmesi için birinin durması gerekir.

O biri çoğu zaman haklı olandır. İşin ağırı da budur.

Haklıyken durmayı kimse alkışlamaz. Ama zincir orada kopar.

7.7

己所不欲,勿施於人。

Jǐ suǒ bù yù, wù shī yú rén.

Kendine istemediğini başkasına yapma.

Konfüçyüs, Lun Yu 15.24.

Bir öğrenci sorar: Bütün ömre yetecek tek bir söz var mı?

Ustası uzun konuşmaz. Kendine istemediğini başkasına yapma.

Bunun için kitap gerekmez. Bir an durmak yeter.

Yapacağın şeyi kendine yapılmış düşün. Söyleyeceğin sözü kendi kulağında duy.

Bir ömre yetiyor. Çünkü bir ömürde bitmiyor.

7.8

بنی آدم اعضای یکدیگرند که در آفرینش ز یک گوهرند

Benî Âdem a'zâ-yi yek-digerend Ki der âferîneş zi yek gevherend

Âdemoğulları birbirinin uzuvlarıdır; çünkü yaratılışta aynı cevherdendirler.

Sa'dî, Gülistân, I. bâb, 10. hikâye (1258).

Bir diş ağrır, bütün gece uykusuz geçer. Diş küçüktür, gece uzun.

Sa'dî insanlığı böyle anlatır. Tek bir beden. Bir yerinden acı gelince kalanı rahat edemez.

Haberi açarız. Uzak bir acı görürüz. Sonra kanalı değiştiririz.

Şair iki beyit sonra hükmünü verir: Başkasının derdine kayıtsız olana insan adı yakışmaz.

7.9

فَإِنَّهُمْ صِنْفَانِ: إِمَّا أَخٌ لَكَ فِي الدِّينِ وَإِمَّا نَظِيرٌ لَكَ فِي الْخَلْقِ

Fe-innehüm sınfân: immâ ehun leke fi'd-dîn ve immâ nazîrun leke fi'l-halk.

Onlar iki sınıftır: ya dinde kardeşindir ya yaratılışta eşin.

Hz. Ali, Nehcü'l-Belâga, Mektup 53 (Mâlik el-Eşter'e ahidnâme).

Metin Şerîf Radî'nin derlemesindedir; ahidnâmenin senedi araştırmacılar arasında tartışmalıdır.

Bu cümle bir mektuptan gelir. Mısır'a vali atanan Mâlik el-Eşter'e yazılır. Eline yetki geçecek birine.

Gücü olan, karşısındakini kalabalık görmeye başlar. Mektup bunu hatırlatır: Onların kimi din kardeşin, kimi yaratılışta eşin.

Üçüncü bir sınıf yok.

Yabancı diye bir kapı bırakılmamış. Merhametin dışında kimse kalmamış.

Makam büyüdükçe bu iki kelimeyi unutmak kolaylaşır.

7.10

The great earth makes herself hospitable with the help of the grass.

Koca toprak, çimenin yardımıyla konuksever olur.

Rabindranath Tagore, Stray Birds, 91 (1916).

Dağlar görünür. Nehirler anılır. Çimenin adı geçmez.

Oysa yere oturabiliyorsak, çıplak ayakla yürüyebiliyorsak, bunu ona borçluyuz.

Koca toprak misafir ağırlamak için en küçük yaprağı çağırır.

Evler de böyledir. Sofrayı kuran çoğu zaman adı anılmayandır.

Büyük olan kapıyı tek başına açamaz. Çimen gerekir.

7.11

Should you sit upon a cloud you would not see the boundary line between one country and another, nor the boundary stone between a farm and a farm. It is a pity you cannot sit upon a cloud.

Bir bulutun üstüne otursan, bir ülkeyle öteki arasındaki sınır çizgisini, bir tarlayla öteki arasındaki sınır taşını görmezdin. Yazık ki bulutun üstüne oturamıyorsun.

Halil Cibran, Sand and Foam (1926).

Haritada çizgi kalındır. Yukarıdan bakınca yoktur.

Cibran iki şey söyler. Bulutta otursan sınır görmezsin. Sonra ekler: Yazık ki oturamazsın.

Asıl söz ikinci cümlededir.

İnsan yerde yaşar. Tarlasının taşını bilir, ülkesinin telini bilir.

Bulut olamayız. Ama bir an yukarıdan bakmayı deneyebiliriz. Komşunun tarlası o zaman biraz yaklaşır.

7.12

فكان آدم عين جلاء تلك المرآة وروح تلك الصورة

Fe-kâne Âdemü ayne cilâi tilke'l-mir'âti ve rûhe tilke's-sûra.

Âdem, o aynanın ta kendi cilası ve o sûretin ruhu oldu.

İbn Arabî, Fusûsü'l-Hikem, Âdem Fassı.

Eski metindeki "İnsan, kâinatın özüdür" cümlesi Fusûs'un lafzı değil, bir özettir.

Bir ayna düşün, henüz cilalanmamış. Her şey orada, ama hiçbir şey görünmüyor.

İbn Arabî âlemi böyle anlatır. Âdem'i o aynanın cilası sayar. O sûretin ruhu.

İlk okuyuşta övgü gibi gelir. İkincisinde iş tarifine döner.

Cilası tutmayan ayna sadece camdır. Tozu silmek küçük bir iştir. Ayna için her şeydir.

7.13

همه عالم در یک کس است. چون خود را دانست همه را دانست.

Heme âlem der yek kes est. Çûn hod râ dânist heme râ dânist.

Bütün âlem bir kişidedir. Kendini bilen herkesi bilmiş olur.

Şems-i Tebrîzî, Makâlât, I. defter, tsh. Muhammed Ali Movahhed (Tahran: Hârezmî, 1369 hş.).

Şems kalabalığı içeri taşır.

Dışarıda düşman ararsın. Tatar sendedir, der aynı yerde.

Âlem bir kişiye sığar. Zalim de orada, mazlum da. Korkak da orada, cömert de.

Kendini tanıyan bu yüzden başkasını da tanır. Kendi öfkeni görmeden kimsenin öfkesini anlayamazsın.

Birlik bazen kendi içindeki kalabalığı fark etmekle başlar.

7.14

Gelin canlar bir olalım Münkire kılıç çalalım Hüseyn'in kanın alalım Tevekkeltü taâlâllah

Pîr Sultan Abdal, deyiş 33, Abdülbâki Gölpınarlı ve Pertev Naili Boratav, Pir Sultan Abdal (ilk baskı 1943).

"Pîr Sultan" mahlasını birden çok şair kullanmıştır; deyişlerin aidiyeti kesin değildir. Bu dize bu kitabın 4. bölümünde de başka bir devamla (4.12) geçer.

Bu dörtlük sakin bir davet sanılır. Devamında kılıç vardır, kan vardır, kızıl sancak vardır.

"Gelin canlar bir olalım" diye başlar. İkinci mısra birliğin kime karşı olduğunu söyler.

İlk satırı alıp gerisini bırakmak kolaydır. Deyiş yumuşar, ama eksilir.

Birlik her zaman uysal bir kelime olmamıştır. Bazen haksızlığa karşı toplanmış insanların sesidir.

7.15

ਅਵਲਿ ਅਲਹ ਨੂਰੁ ਉਪਾਇਆ ਕੁਦਰਤਿ ਕੇ ਸਭ ਬੰਦੇ ॥ ਏਕ ਨੂਰ ਤੇ ਸਭੁ ਜਗੁ ਉਪਜਿਆ ਕਉਨ ਭਲੇ ਕੋ ਮੰਦੇ ॥

Aval Aleh nûr upâiâ kudrat ke sabh bande. Ek nûr te sabh jag upjiâ, kaun bhale ko mande.

Önce Allah nuru yarattı; bütün kullar onun kudretindendir. Bir nurdan doğdu bütün cihan; kim iyi, kim kötü?

Kabîr, Guru Granth Sahib, Râg Prabhâtî, s. 1349.

Aynı ışıktan yapılmışsak kim iyi, kim kötü?

Kabîr sorar, cevabı okura bırakır.

Dizeler Allah adıyla başlar ve Sihlerin kutsal kitabında okunur. Bu bile bir şey söyler.

Ayrımı insan yapar. Temiz, kirli. Bizden, onlardan.

Işık bu listeyi tanımaz.

Bir sonraki hükmünden önce aynı soruyu kendine sor. Çoğu zaman cevap susmaktır.

7.16

Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükûn Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli' zebûn

Dost aldırışsız, felek merhametsiz, zaman durmaksızın dönüyor. Dert çok, dert ortağı yok; düşman güçlü, talih zayıf.

Fuzûlî, Türkçe Dîvân, "Dost bî-pervâ" matlalı gazel.

Yedi kısa hüküm. Dost aldırmıyor. Felek acımıyor. Zaman durmuyor.

Ama en ağırı ortadadır: Dert çok, dert ortağı yok.

Fuzûlî birliği yokluğundan anlatır.

İnsan acıya dayanır. Dayanamadığı, acısını söyleyecek kimsesinin olmamasıdır.

Bu beyti okuyunca bir isim gelir akla. Uzun zamandır aramadığın biri.

Dert ortağı olmak için çoğu zaman bir telefon yeter.

7.17

گرچه شان کار همه ساخته از یکدگر است همگان کینه‌ور و خاسته بر یکدگرند

Gerçi şân kâr heme sâhte ez yekdiger est Hemegân kîne-ver ü hâste ber yekdigerend

İşleri hep birbirinden yapılmış olduğu hâlde, hepsi kinli, hepsi birbirine karşı kalkmış.

Nâsır-ı Hüsrev, Dîvân, kaside 56.

Kaside numarası Ganjoor'a göredir.

Ekmeği biri eker, biri öğütür, biri pişirir. Ayakkabıyı başkası diker. Kimse kendi işini tek başına bitirmez.

Nâsır-ı Hüsrev bunu görür. Asıl şaşırdığı başka yerdedir.

Birbirinden yapılmış bu insanlar birbirine kin tutar.

Her sabah aynı ipe tutunuruz. Sonra ipin öbür ucundakine kızarız.

İhtiyaç bizi çoktan bağlamıştır. Gerisi bunu görmeye kalır.

7.18

ἐρωτηθεὶς πόθεν εἴη, κοσμοπολίτης, ἔφη.

Erôtêtheis pothen eiê, kosmopolitês, ephê.

Nereli olduğu sorulunca, "Dünya vatandaşı" dedi.

Sinoplu Diogenes — Diogenes Laertios, Filozofların Yaşamları, VI.63.

Söz Diogenes'in kendi yazısından değil, Diogenes Laertios'un aktarımından bilinir. Cicero (Tusculanae V.108) benzer bir sözü Sokrates'e verir.

Nerelisin diye sordular. Bir kelimeyle cevap verdi.

Soru küçük bir kapıydı. İçine sığmak yerine duvarı genişletti.

Kolay bir cevap gibi durur. Ama bir şehre ait olmamak, o şehrin korumasından da vazgeçmektir.

Dünyanın vatandaşı hiçbir yerde misafir sayılmaz, hiçbir yerde ev sahibi de.

Nerelisin sorusu hâlâ sorulur. Verilen cevap insanı ele verir.

7.19

Handle so, daß du die Menschheit sowohl in deiner Person, als in der Person eines jeden andern jederzeit zugleich als Zweck, niemals bloß als Mittel brauchst.

Öyle davran ki insanlığı, hem kendi kişiliğinde hem de başka herkesin kişiliğinde, her zaman aynı zamanda amaç olarak kullan, asla yalnızca araç olarak değil.

Immanuel Kant, Grundlegung zur Metaphysik der Sitten, 2. bölüm, AA 4:429 (1785).

Bir insana işine yaradığı kadar bakmak. Bunu herkes yapar. Çoğu zaman fark etmeden.

Kant dikkatli yazar. Yalnızca araç olarak, der. Birbirimize elbette ihtiyaç duyarız.

Fırıncıya gidersin, ekmek alırsın. Ama o insan ekmekten ibaret kalırsa bir şey eksilmiştir.

Cümlede "kendi kişiliğinde" de yazar. Kendini de sadece araç sayma.

Bugün kimi yalnızca kullandın? Soru kısa, cevap uzun.

7.20

Правда, князь, что вы раз говорили, что мир спасет «красота»?

Pravda, knyaz, çto vı raz govorili, çto mir spaset «krasota»?

Doğru mu prens, bir keresinde dünyayı "güzellik" kurtaracak demişsiniz?

Fyodor Dostoyevski, Budala (Идиот), III. kısım, 5. bölüm (1868-69).

"Güzellik dünyayı kurtaracak" yazarın doğrudan hükmü olarak değil, romanda bir kişinin Prens'e yönelttiği soru olarak geçer.

Dostoyevski'nin hükmü diye dolaşır. Oysa romanda bir sorudur. Bir genç Prens'e sorar, sonra sesini yükseltip herkese duyurur.

Sözün alayla gelmesi onu küçültmez. Kurtarıcı güzellik önce gülünç bulunur.

Hangi güzellik? Soran da bilmez, okuyan da.

Bir yabancının inceliği olabilir. Kimsenin görmediği bir özen.

Dünya kurtuldu mu bilinmez. Soru hâlâ masada.

7.21

L'homme est né libre, et partout il est dans les fers.

İnsan özgür doğmuştur ve her yerde zincire vurulmuştur.

Jean-Jacques Rousseau, Du contrat social, I. kitap, 1. bölüm (1762).

Cümle iki adımda kurulur. Özgür doğdu. Her yerde zincirde.

Rousseau hemen ardından bir adım daha atar: Kendini başkalarının efendisi sanan, onlardan daha köledir.

Zincirin iki ucu vardır. Tutanın eli de halkadadır.

Tuttuğun ucu görmek zordur. Çünkü orası rahattır.

Bugün seni bağlayan neyse öbür ucuna bak. Kimi bağladığını da orada görürsün.

7.22

Darkness cannot drive out darkness; only light can do that.

Karanlık karanlığı kovamaz; bunu ancak ışık yapabilir.

Martin Luther King Jr., "Loving Your Enemies", Strength to Love (1963).

Karanlığı süpüremezsin. Odadan atamazsın. Sadece lamba yakarsın.

King bunu düşmanı sevmeyi anlatırken söyler. Bir vaazda, ırk ayrımının ortasında.

Nefret nefreti çoğaltır, der. Şiddet şiddeti.

Karşı koymak başka şeydir, aynısını yapmak başka.

Karanlıkta en kolay iş bir karanlık da sen eklemektir. En zoru kibriti bulmak.

7.23

On résiste à l'invasion des armées ; on ne résiste pas à l'invasion des idées.

Orduların istilasına karşı konulur; fikirlerin istilasına karşı konulmaz.

Victor Hugo, Histoire d'un crime, Conclusion, X (1877).

Ordu sınırda durdurulur. Tel çekilir, kale yapılır.

Fikir için kapı yoktur. Bir kitaptan, bir sohbetten, bir türküden geçer.

Hugo bu cümleyi bir darbenin hikâyesini anlattığı kitabın sonunda yazar.

Güç bazen kazanmış görünür. Ertesi gün bir fikir kulaktan girer.

Korkulacak yan da buradadır. Kötü fikir de aynı yoldan geçer.

İnsanın tek sınır kapısı kendi aklıdır.

7.24

Gottes ist der Orient! Gottes ist der Okzident!

Doğu Tanrı'nındır! Batı Tanrı'nındır!

Johann Wolfgang von Goethe, West-östlicher Divan, "Talismane" (1819).

Doğa ve kendinden çıkma üzerine eski cümle Goethe'nin sözü olarak değil, "paraphrase" kaydıyla verilmişti; kaynağı yoktu.

Goethe'nin Doğu'ya yazdığı Dîvân'dan. İki kısa satır.

Kur'an'da da "Doğu da Batı da Allah'ındır" diye geçer. Bakara 115.

İnsan yönlerle kavga eder. Burası bizim, orası onların.

Pusula bir ölçüdür. Tapu senedi sayılmaz.

Nereye dönersen dön, karşına çıkan toprak sahipsiz kalmaz.

O zaman soru değişir. Kimin tarafındasın yerine, nereye bakıyorsun?

7.25

Deus seu Natura

Tanrı ya da Doğa

Baruch Spinoza, Ethica, IV. kısım, Önsöz (1677).

Ethica I'de değil IV. kısımdadır. Önsözde "Deus seu Natura", IV. kısım önerme 4'ün kanıtında "Dei sive Naturae" biçimiyle geçer. Yaygın "Deus sive Natura" kalıbı bu iki yerin özetidir.

İki kelime arasında küçük bir bağlaç. Tanrı ya da Doğa.

Spinoza bunu amaç sorusunu konuşurken yazar. Tanrı ya da Doğa neden iş görür, neden vardır? İkisinin cevabı aynıdır, der.

Burada "ya da" ayırmaz, eşitler.

Bir ağaca bakıp ardında başka bir şey aramak ne kadar gerekli?

Kitap cevabı söylemez. Okuru yaprağın önünde bırakır.

7.26

ἕως ζῇς, ἕως ἔξεστιν, ἀγαθὸς γενοῦ.

Heôs zêis, heôs exestin, agathos genou.

Yaşarken, elindeyken iyi ol.

Marcus Aurelius, Meditations 4.17.

Bu not kendine yazılmıştır. Hemen önünde bir hatırlatma vardır: On bin yıl yaşayacakmış gibi yaşama.

Bir imparator kendine böyle söyler. İyi ol, ama yarın değil.

Cümlede iki şart var. Yaşarken ve elindeyken.

İkincisi daha erken biter.

Güç gider, fırsat gider, kişi gider. İyilik çoğu zaman bir saatlik izindir.

7.27

I believe in the essential unity of man and for that matter of all that lives.

İnsanın ve hatta yaşayan her şeyin özde bir olduğuna inanıyorum.

Mahatma Gandhi, Young India, 4 Aralık 1924, s. 398.

"In a gentle way, you can shake the world" sözü Gandhi'ye yaygın biçimde atfedilir, ama birincil bir kaynakta gösterilemedi.

Gandhi aynı yerde devam eder: Bir kişi ruhen kazanırsa bütün dünya kazanır. Bir kişi düşerse dünya o kadar düşer.

Bu ağır bir hesaptır.

Demek ki kimse kendi hâlinde iyi olamaz. Kimse kendi hâlinde kötü de olamaz.

Sabah kırdığın kalp akşam başka bir evde ağrır.

Birliğe inanmak kolay bir cümledir. Zoru, bugün yaptığının nereye kadar gittiğini düşünmektir.

7.28

Men, though they must die, are not born in order to die but in order to begin.

İnsanlar ölmek zorunda olsalar da ölmek için değil, başlamak için doğarlar.

Hannah Arendt, The Human Condition, §34 (1958).

Doğum tarihi takvimde bir kez geçer. Arendt onu bir yetenek sayar.

Her insan dünyaya bir başlangıç getirir. Önceden yazılmamış bir şey.

Ölüm kesindir. Ama Arendt asıl tarafı başka yerde arar: Geldik, çünkü bir şeye başlayabiliriz.

Kalabalıkta bir kişi daha demek bir ihtimal daha demektir.

Bugün başlanacak küçük bir şey var mı? Bir özür. Bir mektup.

7.29

A person is a person through other persons.

Kişi, başka kişiler aracılığıyla kişidir.

Ubuntu geleneği; Desmond Tutu aktarır — Desmond Tutu, No Future Without Forgiveness, 2. bölüm (1999).

Söz Tutu'nun değil, Afrika'daki ubuntu anlayışınındır; Tutu bunu "diyoruz ki" diyerek aktarır. Başka bir yazısında Xhosaca "Umntu ngumtu ngabantu" biçimini verir (God Is Not a Christian, 2011).

Bir bebek kendi kendine konuşmayı öğrenmez. Adını da kendisi koymaz.

Kişi olmak dışarıdan gelir. Birinin bakışından, sesinden, sabrından.

Tutu bunu şöyle söyler: İnsanlığım seninkine bağlıdır.

Başkası küçültüldüğünde ben de küçülürüm.

O hâlde şu soru bir nezaket değildir: Bugün kim benim sayemde biraz daha insan hissetti?

7.30

We live in succession, in division, in parts, in particles. Meantime within man is the soul of the whole.

Ardışık, bölünmüş, parça parça, zerre zerre yaşıyoruz. Oysa insanın içinde bütünün ruhu vardır.

Ralph Waldo Emerson, "The Over-Soul", Essays: First Series (1841).

Bir gün saatlere bölünür. Saatler işlere. İnsan da rollere.

Evde biri, işte biri, kalabalıkta bir başkası.

Emerson bunu inkâr etmez. Parçalar hâlinde yaşıyoruz, der.

Sonra bir kelime ekler: Bu arada.

Bu arada içeride bütün duruyor. Parçaların hepsi ona bağlı.

Günün ortasında bir an durmak yeter. Dağınık olan sen misin, yoksa takvim mi?

7.31

Homo, sacra res homini, iam per lusum ac iocum occiditur.

İnsan, insan için kutsal olan bu varlık, artık oyun ve eğlence diye öldürülüyor.

Seneca, Epistulae Morales 95.33.

"Homo sacra res homini" tek başına bir hüküm olarak alıntılanır; cümlede bir şikâyetin öznesidir.

Bu cümle bir övgü olarak bilinir. İnsan insana kutsaldır.

Seneca'da ise cümle bitmemiştir. Devamı arenaya gider: Oyun ve eğlence diye öldürülüyor.

Kutsal olduğunu söylemek korumaya yetmemiş.

Kalabalık tribünde oturur, bakar. Ekranın önünde de oturulabilir.

Bir insanın acısı ne zaman eğlenceye dönüyor? Bakmaya devam etmeden önce bunu bir kere sormak yeter.

7.32

No man is an island, entire of itself; every man is a piece of the continent, a part of the main.

Hiçbir insan kendi başına tam bir ada değildir; her insan kıtanın bir parçası, anakaranın bir kısmıdır.

John Donne, Devotions upon Emergent Occasions, Meditation XVII (1624).

Donne bunu çalan bir çanı dinlerken yazar. Çan kimin için çalıyor diye sordurma, der. Senin için çalıyor.

Denizin bir toprak parçasını götürmesi kıtayı küçültür.

Haber uzaktan gelir. Tanımadığın biri ölmüş.

Oysa bir parça eksilmiştir.

Ada olmak rahat görünür. Kıyıya kadar yalnız kendin. Ama toprak suyun altında birleşir.

7.33

İderler kûhveş keştîleri bir lafz ile tahrîk Ne hoşdur bir suhanda yek-zebân-ı ittifâk olmak

Dağ gibi gemileri tek bir sözle yürütürler; ne hoştur bir sözde birleşip tek dil olmak.

Nâbî, Türkçe Dîvân, gazel 386, beyit 2, haz. Ali Fuat Bilkan.

Gazel numarası Bilkan'ın 1993 tarihli karşılaştırmalı metnine göredir; 1997 basımıyla karşılaştırılmalıdır.

Dağ gibi gemi. Tek söz. İkisi bir beyitte yan yana.

Gücü olan kelime değildir. Aynı kelimeyi söyleyen ağızların sayısıdır.

Nâbî bunu ne hoş diye anlatır. Ağır bir yük, ortak bir nefes.

Otuz üç söz okundu. Hepsi başka dilden.

Şimdi kitabı kapatıp bir insanla aynı şeyi söylemeyi denemek kalıyor. Tek kelime yeter.