09/ 13

6. Bölüm: Sabır ve Direnç

14 dakikalık okuma

Sadeliğin ardından sınav gelir.

Sabır bir bekleme salonu sayılmaz. İçeride bir şey olgunlaşır.

Ağaç meyvesini vermeden önce kışı geçirir. İnsan da çoğu değişimini direndiği günlerde yaşar.

6.1

Dervişlik olsaydı taç ile hırka, Biz dahi alırdık otuza kırka.

Yûnus Emre'ye atfedilir — [KAYNAK GEREKLİ]

Beyit yaygın olarak Yûnus Emre'ye atfedilir; bu çalışmada tenkitli Dîvân metninde görülemedi.

Hırka satın alınır. Taç da.

Otuza, kırka. Fiyatı bellidir.

Dervişlik bu pazarda bulunmaz. Giysi olsaydı sırtından çıkardığın gün biterdi.

Bu beyit kılığı küçümsemez. Sadece sorar: Üstündekini çıkarsalar geriye ne kalır?

Sabır da giyilmez. Sırta değil, ömre yüklenir. Yıllarca taşınır, sonra insanın kendisi olur.

6.2

الصبر صبران: صبر على ما تكره، وصبر عما تحب

es-Sabru sabrân: sabrun alâ mâ tekrehu ve sabrun ammâ tuhibbu.

Sabır iki türlüdür: hoşlanmadığına sabır ve sevdiğinden uzak durmaya sabır.

Hz. Ali'ye nispet edilen söz; Nehcü'l-belâğa, Hikmet 55.

İki yük var.

Biri başına gelendir. İstemediğin geldi, kapıda duruyor. Ona katlanırsın.

Öbürü elinin altındadır. Sevdiğin şey. Uzanmak kolay, uzanmamak zor.

İnsan ilkine sabır der. İkincisini pek saymaz. Kimse de alkışlamaz.

Oysa bazen bir acıya dayanmaktan zoru bir tatlıya el sürmemektir.

6.3

الصبر نصف الإيمان

es-Sabru nısfu'l-îmân.

Sabır imanın yarısıdır.

Abdullah b. Mes'ûd'a atfedilir; İbn Hacer, Fethu'l-bârî'de Ebû Nuaym ve Beyhakî'nin rivayetine işaret eder.

Hadis diye yaygındır; Kütüb-i Sitte'de bu lafızla yoktur. Tirmizî, Deavât, no. 3519'da "oruç sabrın yarısı, temizlik imanın yarısıdır" geçer. Peygamber'e nispetini hadisçiler sabit görmez.

Yarım sözü insanı rahatsız eder. Öbür yarısı nerede?

İnanmak kolaydır, hava açıkken.

Gün kararınca inanç ne kadar tutuyor, o zaman anlaşılır.

Bu söz inancı ikiye böler: Bir yarısı kabul etmek, öbür yarısı kabul ettiğin yerde kalmak.

Kalmayı bilmeyenin elinde söylediği cümle kalır.

6.4

دلا اگر چه که تلخست بیخ صبر ولی / چو بر امید وصالست خوشگوار آید

Dilâ eger çi ki telh est bîh-i sabr velî / Çü ber ümîd-i visâl est hoş-güvâr âyed.

Ey gönül, sabrın kökü acı olsa da, vuslat umuduna olunca içimi hoş gelir.

Sa'dî, Gazeliyyât, gazel 282, beyit 9 (Gencûr numarası); 13. yüzyıl.

Numara Gencûr dijital metnine göredir; basılı baskıyla karşılaştırılmalı.

Sabrın kökü acıdır. Sa'dî bunu saklamaz.

Tatlı demez, kolay demez. Acısını ağızda bırakır.

Ama bir şey ekler: Aynı acı, kavuşma umuduyla içilince boğazdan başka geçer.

Demek ki ilacı değiştiren kimin için içildiğidir.

Ne için beklediğini bilen aynı bardağı başka türlü tutar.

6.5

دور گردون گر دو روزی بر مراد ما نرفت / دایما یکسان نباشد حال دوران غم مخور

Devr-i gerdûn ger dü rûzî ber murâd-ı mâ nereft / Dâimâ yeksân nebâşed hâl-i devrân gam mahor.

Feleğin dönüşü iki gün muradımızca gitmediyse, zamanın hâli hep bir kalmaz; gam yeme.

Hâfız, Dîvân, gazel 255, beyit 4 (Gencûr numarası); 14. yüzyıl.

Numara Gencûr dijital metnine göredir; basılı baskıyla karşılaştırılmalı.

Hâfız iki gün diyor. İki gün.

Yıllarca süren sıkıntı da onun dilinde iki gündür.

Teselli vermiyor aslında. Bir gözlem yapıyor: Felek döner. Dönen şey aynı yerde durmaz.

İyi günde de geçerli bu. Seni sevindiren de kalmaz.

Bunu bilen ne çok yıkılır ne çok şişer.

6.6

Yeter şikâyet edüp şerh-i mâ-cerâ kılgıl Vücûduñı hedef-i nâvek-i belâ kılgıl Kamu cefâlara sabr eyleyüp duâ kılgıl

Şikâyet etmeyi bırak da başından geçenleri açıkla. Vücudunu belâ okuna hedef et. Bütün eziyetlere sabır gösterip dua et.

Fuzûlî, Dîvân, müseddes, 9. bent (Fuzûlî Dîvânı: İnceleme-Tenkitli Metin, haz. A. Kılınç, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, 2021, s. 687-690).

Şikâyeti bırak, diyor Fuzûlî. Susmayı söylemiyor ama. Başından geçeni anlat.

İkisi arasında ince bir fark var. Şikâyet suçlu arar. Anlatmak olanı söyler.

Sonra kendini belâ okuna hedef yapmak. Kaçmadan durmak.

Bu bendi yazan sabrı kendine buyuruyor. Kendi adını anarak.

İnsan en sert öğüdü çoğu zaman kendine verir.

6.7

فَإِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا ۝ إِنَّ مَعَ ٱلْعُسْرِ يُسْرًا

Fe-inne me'a'l-usri yusrâ. İnne me'a'l-usri yusrâ.

Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

Kur'ân-ı Kerîm, İnşirâh Sûresi 94:5-6.

Aynı cümle iki kez söyleniyor. Arka arkaya.

İnsan bir kere duyunca inanmaz. Sıkıntının içindeyken hiç inanmaz.

Bir kelimeye dikkat etmek gerek: Beraber.

Zorluktan sonra gelmiyor kolaylık. Zorlukla birlikte duruyor. Aynı odada, aynı anda.

Onu ileri bir tarihte aramak bu yüzden yorar.

Bakılacak yer sırtındaki yükün hemen yanıdır.

6.8

گویند سنگ لعل شود در مقام صبر / آری شود ولیک به خون جگر شود

Gûyend seng la'l şeved der makâm-ı sabr / Ârî şeved velîk be-hûn-ı ciger şeved.

Derler ki taş sabır makamında lal olur; evet olur, ama ciğer kanıyla olur.

Hâfız, Dîvân, gazel 226, beyit 2 (Gencûr numarası); 14. yüzyıl.

Numara Gencûr dijital metnine göredir; basılı baskıyla karşılaştırılmalı.

Derler ki taş sabrederse lal olur.

Hâfız itiraz etmez. Olur, der.

Sonra bedelini söyler: Ciğer kanıyla. Bunu söyleyen de bilir.

İnsanlar sözün ilk yarısını sever. Bekle, güzelleşirsin.

İkinci yarı susturur. Bekleyen taş rengini kanından alır.

Kıymet dediğimiz şey çoğu zaman bir kanamanın izidir.

6.9

是謂深根固柢,長生久視之道。

Shì wèi shēn gēn gù dǐ, cháng shēng jiǔ shì zhī dào.

Buna kökü derin, gövdesi sağlam olmak denir; uzun yaşamanın, uzun görmenin yoludur.

Lao Tzu, Tao Te Ching 59 (Wang Bi metni).

Ağaca bakan dallarını görür. Ayakta tutan ise kimsenin görmediği yerdedir.

Lao Tzu ömrü de öyle anlatır. Kök iner, gövde sağlamlaşır, uzun sürmek bundan gelir.

Acele eden yukarı büyür. İlk rüzgârda anlaşılır ne kadar aşağı indiği.

Sabır biraz da budur: Görünmeyen tarafta çalışmayı kabul etmek.

6.10

Clouds come floating into my life from other days no longer to shed rain or usher storm but to give colour to my sunset sky.

Bulutlar eski günlerden hayatıma süzülüp geliyor; artık yağmur dökmek, fırtına getirmek için değil, gün batımı göğüme renk vermek için.

Rabindranath Tagore, Stray Birds, 292, New York: Macmillan, 1916.

Bulutlar aynı bulutlar. Eski günlerden geliyorlar.

Bir zaman yağmur getirirlerdi. Fırtına gelirdi arkalarından.

Şimdi aynı bulut akşam göğünde duruyor. Renk veriyor.

Değişen gökyüzü mü, bakanın saati mi?

Acılar unutulmaz. Ama bir yaştan sonra yağmaz olurlar.

İnsan onları akşamın rengine sayar.

6.11

Out of suffering have emerged the strongest souls; the most massive characters are seamed with scars.

En güçlü ruhlar acının içinden çıkmıştır; en heybetli karakterlerin üstü yara dikişleriyle doludur.

Edwin Hubbell Chapin, Living Words, 1860.

Yaygın olarak Halîl Cibrân'a atfedilir; The Prophet'te yoktur.

Bu söz uzun zaman başkasının adıyla dolaştı.

Sahibi bir vaizdi. Edwin Hubbell Chapin.

Dikiş yerlerinden söz ediyor.

Güçlü insanın yüzüne bakınca gücü görürsün, dikişi görmezsin.

Halbuki taşıdığı ağırlığın çoğu oradan geçer.

Kimseye yara dilenmez. Ama izi olana hafife alarak bakılmaz.

6.12

Ey oğul, sabret; sabrın sonu selamettir.

Nâbî'ye atfedilir — [KAYNAK GEREKLİ]

"Sabrın sonu selamettir" kısmı yaygın bir söyleyiştir; Nâbî'nin eserinde görülemedi.

Bu cümleyi çoğumuz bir büyüğümüzden duyduk. Kapı önünde, yol ağzında.

Selamet büyük bir söz sayılmaz. Zafer istemiyor. Sağ salim çıkmayı istiyor.

Yoruldum diyen birine kazanacaksın denmez. Geçecek denir.

Ey oğul sözü de önemli. Bir yaşlı ses, bir genç omuz.

Bazen o sesi kendine sen söylersin.

6.13

Ducunt volentem fata, nolentem trahunt.

Kader isteyeni götürür, istemeyeni sürükler.

Seneca, Epistulae Morales 107.11.

Seneca bu dizeyi Kleanthes'in şiirinden Latinceye aktardığını söyler.

Gideceğin yer aynı. Fark yolda.

İsteyen yürür. İstemeyen sürüklenir.

İkisi de varır. Birinin dizleri kanamıştır. Direnen sürüklenirken de direnir.

Seneca bu dizeyi bir dostuna yazdığı mektupta Kleanthes'ten çevirir. Tanrıya seslenen bir şiirden.

Değişmeyene direnmek insanı güçlü göstermez. Sadece yorar.

Gücünü yürüyebileceğin yere sakla.

6.14

καὶ πρὸ ἔργου γίνεται τὸ τοῦ ἔργου τούτου ἐφεκτικὸν καὶ πρὸ ὁδοῦ τὸ τῆς ὁδοῦ ταύτης ἐνστατικόν.

Kai pro ergou ginetai to tou ergou toutou ephektikon kai pro hodou to tes hodou tautes enstatikon.

İşi durduran işe yarar olur, yolu kesen yol açar.

Marcus Aurelius, Meditations 5.20.

Yol kesilmiş. İş durmuş.

Marcus buna başka gözle bakar: İşi durduran işin parçası olur. Yolu kesen yola dönüşür.

Bugün yapmak istediğini yapamadın mı? Önündeki engel bugünün işidir artık.

Bunu bir imparator kendine yazmış.

İnsanın kendine söylediği söz başkasına söylediğinden daha az süslü olur.

6.15

Τῶν ὄντων τὰ μέν ἐστιν ἐφ᾽ ἡμῖν, τὰ δὲ οὐκ ἐφ᾽ ἡμῖν.

Tōn ontōn ta men estin eph' hēmin, ta de ouk eph' hēmin.

Var olanların kimi elimizdedir, kimi elimizde değildir.

Epiktetos, Enchiridion 1.

Var olanın bir kısmı senin elindedir. Bir kısmı değildir.

Epiktetos kitabına buradan başlar. İlk cümle.

İnsan bu ayrımı bilir gibi yapar. Sonra bir gece uyumadan başkasının ne düşündüğünü çözmeye uğraşır.

Sabrın ilk işi çizgiyi nereye çekeceğini bulmaktır.

Bu yanında çalışırsın. Öte yanında elini çekersin.

6.16

Aus der Kriegsschule des Lebens. — Was mich nicht umbringt, macht mich stärker.

Hayatın savaş okulundan: Beni öldürmeyen beni güçlendirir.

Friedrich Nietzsche, Götzen-Dämmerung, "Sprüche und Pfeile" 8, 1889.

Çok söylenen cümlelerin kaderi: Başlığı unutulur.

Başlık şu: Hayatın savaş okulundan.

Yani bu bir müjde sayılmaz. Bir asker defterinden not gibidir.

Öldürmeyen her şey adamı güçlendirmez. Bazısı sadece eksiltir.

Cümle ben diye konuşur. Kendi adına.

Başkasının acısına bunu söylemek kolaydır. Kendine söylemek bir ömür ister.

6.17

the last of the human freedoms—to choose one's attitude

İnsan özgürlüklerinin sonuncusu: kendi tutumunu seçmek.

Viktor E. Frankl, Man's Search for Meaning, I. Bölüm, çev. Ilse Lasch (Boston: Beacon Press); özgün eser: ...trotzdem Ja zum Leben sagen.

Taban metindeki Almanca cümle doğrulanamadığı için çıkarıldı; İngilizce çeviriden alıntılanmıştır.

Elinden alınanları say. Adın, evin, giysin, yarının.

Frankl bunları kitaptan öğrenmedi. Kampta gördü.

Ekmeğini başkasına veren insanlar gördüğünü yazar. Az sayıda. Ama yeterince.

Bir şey kalıyor. Nasıl duracağın.

Kimse onu senin yerine seçmez.

Bu son özgürlük büyük günlerde sınanmaz sadece. Sabah kalktığında da oradadır.

6.18

Без страдания и не поймешь счастья.

Bez stradaniya i ne poymyosh' schast'ya.

Acı çekmeden mutluluğu anlayamazsın.

Fyodor Dostoyevski, Sofya Aleksandrovna İvanova'ya mektup, Ağustos 1870.

Söz Karamazov Kardeşler'den değil, yeğenine yazdığı mektuptandır.

Dostoyevski bunu yeğenine yazar. Bir mektupta. Konuşur gibi.

Hemen ardından şunu ekler: İdeal acıdan geçer, altının ateşten geçtiği gibi.

Acı zaten geliyor. Geldiğinde boşa gitmesin istiyor.

Hiç üşümemiş biri sobanın yanını bilemez.

Mutluluk acının ödülü sayılmaz. Ölçüsüdür.

Eksilmeyi bilen sofrasına başka bakar.

6.19

If you want to go fast, go alone. If you want to go far, go together.

Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git; uzağa gitmek istiyorsan birlikte git.

Afrika atasözü diye atfedilir; belgelenmiş bir Afrika kaynağı yoktur. Benzer düşünce: Allen Raymond, "May Friends Go with You", The Rotarian 88, no. 3 (Mart 1956), s. 36.

Kökeni tartışmalıdır; Raymond'un yazısı Kipling'in "He travels fastest who travels alone" dizesine karşılık yazılmıştır.

Kimin söylediği belli değil. Afrika atasözü diye dolaşıyor. İzi sürülünce iz kayboluyor.

Cümle yine de doğru yere basıyor.

Yalnız gidenin hızı kimseyi beklememesindendir.

Birlikte gitmek yavaşlamayı kabul etmektir. Biri ayakkabısını bağlarken durmak.

Sabrın az konuşulan yüzü budur: Başkasının temposu.

Uzak yer yanındakinin adımıyla yaklaşır.

6.20

Πόλεμος πάντων μὲν πατήρ ἐστι, πάντων δὲ βασιλεύς.

Polemos pantōn men patēr esti, pantōn de basileus.

Savaş her şeyin babasıdır, her şeyin kralıdır.

Herakleitos, fr. DK 22 B53 (Hippolytos, Refutatio IX.9).

Herakleitos kavga övmüyor. Nereden geldiğimize bakıyor.

Her şeyin babası, diyor. Her şeyin kralı.

İnsanın içinde de bir çekişme sürer. Gitmek ile kalmak. Söylemek ile susmak. Yorgunluk da buradan gelir.

Bu çekişme bitince huzur gelir sanırız.

Bazen bitmesi gerekmez. İnsan onunla birlikte yürümeyi öğrenir.

6.21

L'homme est condamné à être libre.

İnsan özgür olmaya mahkûmdur.

Jean-Paul Sartre, L'existentialisme est un humanisme, Paris: Nagel, 1946.

Benzer ifade birinci tekil kişiyle L'Être et le Néant'ta (1943) da geçer.

Mahkûm. Tuhaf kelime. Özgürlüğün yanına yakışmıyor.

Sartre bilerek koyuyor. Bir kere dünyaya atıldın ve yaptığın sana yazılıyor.

Beklemek de bir seçim. Dayanmak da. Bırakmak da.

Kader dedik, şartlar dedik, elimden gelmezdi dedik.

Hiçbiri imzanı silmiyor.

Sabır bu yüzden boş oturmak sayılmaz. Her gün yeniden atılan bir imzadır.

6.22

courage was not the absence of fear, but the triumph over it

Cesaret korkunun yokluğu değil, korkuya galip gelmekti.

Nelson Mandela, Long Walk to Freedom, 1994.

Mandela bunu yoldaşlarından öğrendiğini yazar. İşkenceye dayananları gördüğünü.

Kendisi de korktuğunu söyler. Korkusunu cesur bir maskenin arkasına sakladığını.

Korkmadım diyen yok burada.

Cesaret korkunun bittiği yerde başlamıyor. Korkuyla aynı odada işini yapmakla başlıyor.

Bekleyene de bu lazım. Titreyen el işi bırakmak zorunda değil.

6.23

The world breaks everyone and afterward many are strong at the broken places.

Dünya herkesi kırar; sonra çoğu kırıldığı yerden güçlüdür.

Ernest Hemingway, A Farewell to Arms, Bölüm 34, 1929.

Dünya herkesi kırar. İstisna yok.

Sonra çoğu kırıldığı yerden güçlenir. Çoğu. Hepsi değil. Cümleyi iyi okumak gerekir, çünkü söz oraya gizlenmiş.

Hemingway teselliyle bitirmez. Devamında kırılmayanı öldürdüğünü yazar.

Bu kadar açık konuşan metne güvenilir.

Onarılan yer eski yer olmaz. Ama tutar.

6.24

Toute notre dignité consiste donc en la pensée.

Bütün değerimiz demek ki düşüncededir.

Blaise Pascal, Pensées (Brunschvicg 347 / Lafuma 200), 1670.

Port-Royal geleneğindeki baskılarda "Ainsi toute notre dignité consiste dans la pensée" biçiminde geçer.

Pascal insanı önce küçültür. Bir kamış, der. Bir damla su yeter öldürmeye.

Sonra ekler: Ama bu kamış düşünür. Öldüğünü bilir. Evren bildiğini bilmez.

İnsanın payı budur. Başına geleni değiştiremese de ne olduğunu anlayabilir.

Sabır da buradan güç alır.

Anladığın yük hafiflemez. Ama kimin yükü olduğu belli olur.

6.25

Geduld zu haben gegen alles Ungelöste in Ihrem Herzen und zu versuchen, die Fragen selbst liebzuhaben

Kalbinizdeki bütün çözülmemişlere karşı sabırlı olmaya ve soruların kendisini sevmeye çalışın.

Rainer Maria Rilke, Briefe an einen jungen Dichter, Franz Xaver Kappus'a mektup, Worpswede, 16 Temmuz 1903; kitap olarak 1929.

Rilke genç bir adama yazıyor. Cevap isteyen birine.

Cevap vermiyor. Sorularını sev, diyor. Kilitli odaları sever gibi. Yabancı dilde yazılmış kitapları sever gibi.

Çözülmemiş şey insanı huzursuz eder. Hemen kapatmak isteriz.

Bazı sorular zamanından önce açılmaz.

Sabır burada bilmemenin içinde oturabilmektir.

6.26

il faut cultiver notre jardin.

Bahçemizi işlemeliyiz.

Voltaire, Candide, ou l'Optimisme, Bölüm 30, 1759.

Romanın son cümlesi bu. O kadar felaketten, o kadar felsefeden sonra.

Biri hâlâ anlatıyor: Her şey en iyisi için oldu.

Candide dinliyor. Güzel söyledin, diyor. Ama bahçeyi işlemek lazım.

Tartışmayı kazanmıyor. Tartışmadan çıkıyor.

Dünyayı düzeltemeyen eli uzandığı yeri düzeltir.

Sabah kalkıp işe devam etmek sabrın gürültüsüz hâlidir.

6.27

Quatenus mens res omnes ut necessarias intelligit, eatenus majorem in affectus potentiam habet seu minus ab iisdem patitur.

Zihin her şeyi zorunlu olarak anladığı ölçüde duygular üzerinde daha çok güç sahibi olur, yani onlardan daha az etkilenir.

Baruch Spinoza, Ethica V, Önerme 6, 1677.

Spinoza duyguları yenmek için sertlik önermez. Anlamayı önerir.

Bir şeyin neden öyle olduğunu görürsen o şeye kızmak zorlaşır.

Yağmura hakaret edilmez.

İnsan başına geleni bir zincirin halkası gibi görebilse aynı acı aynı yerden vurmaz.

Anlamak acıyı almaz. Ama elindeki ipi gevşetir.

6.28

三軍可奪帥也,匹夫不可奪志也。

Sān jūn kě duó shuài yě, pǐ fū bù kě duó zhì yě.

Üç ordunun komutanı elinden alınabilir; sıradan bir adamın iradesi elinden alınamaz.

Konfüçyüs, Lun Yu 9.26.

Üç ordu. Komutanını esir alabilirsin.

Köydeki sıradan adam. İradesini alamazsın.

Konfüçyüs iki şeyi yan yana koyuyor. Biri çok büyük, öbürü çok küçük.

Hesap ters çıkıyor.

Dışarıdan bakan gücü kalabalıkta arar.

Yarın aynı yerde yine durabilmek. İrade bu kadar sade görünür.

6.29

Yürü bre yalan dünya Sana konan göçer bir gün

Karacaoğlan, "Yürü Bre Yalan Dünya"; Türk Büyükleri Dizisi 100, s. 154-155 (Semiramis Kanbak derlemesindeki atıfla).

Basılı baskı görülmedi; lafız derlemeden alındı ve gösterdiği yer yazıldı. Halk şiirinde lafız baskıdan baskıya değişir.

Karacaoğlan dünyaya yüzüne söyler gibi konuşuyor.

Yürü, diyor. Yalansın, diyor.

Gerekçesi kısa: Sana konan bir gün göçer.

Dünya burada bir konak. Gelen iner, su içer, kalkar.

Bunu bilen için sabır yalnız beklemek olmaktan çıkar. Yükünü hafif tutmaya döner.

Adam yine de ertesi gün yola çıkar.

6.30

Sabır olmadan, sabırdan kaçmadan giden de kalmada kızıl.

Şeyh Gâlib'e atfedilir — [KAYNAK GEREKLİ]

Taban metindeki bu cümle anlamca bozuktur ve Hüsn ü Aşk'ta görülemedi; yazarın değiştirmesi önerilir.

Gitmek mi sabır, kalmak mı?

Soru basit görünür. Cevabı insanın bütün bir yılını alır.

Bazen kalmak kaçmaktır. Bazen gitmek dayanmak.

Dışarıdan bakan ayıramaz. İnsan kendi de çoğu zaman ayıramaz.

İki yol da açıkken bir gün daha düşünmek bunun en küçük ölçüsüdür.

6.31

هر که را صبر نیست حکمت نیست

Her ki râ sabr nîst hikmet nîst.

Sabrı olmayanın hikmeti yoktur.

Sa'dî, Gülistan, III. Bâb, 1. Hikâye, 1258.

Bu dize kısa. Ama kapıyı kapatır.

Hikmet okuyup alınacak bir şey olsaydı kitabı olan yeterdi. Bekleme orada öğrenilir.

Çok bilen insan çok. Bildiğiyle bir kötü günü geçirebilen az.

Sa'dî bunu kanaat bâbında söyler. Sabır köşesini seçen Lokmân'ı anarak.

Köşe dar. Manzarası geniş.

6.32

تجرع المرارة من غير تعبس

Tecerru'u'l-merâreti min gayri teabbüs.

Acıyı yüzünü ekşitmeden yudumlamak.

Cüneyd-i Bağdâdî'den Kuşeyrî, er-Risâle, "Sabır" bâbı.

Kuşeyrî yeri Farsça tercümeden görülmüştür; Arapça lafız Saffârînî'nin Gıdâü'l-elbâb'ındaki nakilden alınmıştır.

Soran sabrı soruyor. Cüneyd bir yüz tarif ediyor.

Acıyı yutacaksın. Ve yüzün ekşimeyecek.

Ağır bir şart. Acıya dayanan çoktur. Yüzüne yansıtmayan azdır.

Burada sabır bir gösteriye dönüşmez. Çektiğin belli olmaz. Kimse sormadan, kimse görmeden.

En zoru bu olabilir: Acını bile kendine ayırmak.

6.33

صد هزاران کیمیا حق آفرید / کیمیایی همچو صبر آدم ندید

Sad hezârân kîmyâ Hak âferîd / Kîmyâyî hem-çü sabr âdem nedîd.

Hak yüz binlerce kimya yarattı; insan sabır gibi bir kimya görmedi.

Mevlânâ, Mesnevî III/1854.

Davud zırh örüyordu. Lokmân halkaları gördü, merak etti. Sormadı.

Biraz sonra zırh bitti. Davud giydi. Soru kendiliğinden çözüldü.

Mevlânâ sabrı burada kimyaya benzetir. Yüz binlerce kimya var, hiçbiri onun gibi değil.

Sabır eline geçeni değiştirmez. Tutanı değiştirir.

Bir ömür sürer. Sonunda sorulacak çok az şey kalır.