08/ 13

5. Bölüm: Sadelik ve Basitlik

16 dakikalık okuma

Bilgelik, zamanla bir şeyler eklemek olmadı hiç. Gereksiz olanı çıkarmayı öğretti.

Sadelik yoksunluk sayılmaz. Öze ulaşmaktır.

Bu bölümdeki sözler kısadır. Kısa oldukları için kolay sanılır.

Bir cümleyi kısaltmayı deneyen bilir: En çok emek, silinene gider.

5.1

Söz ola kese savaşı söz ola bitüre başı Söz ola agulu aşı balıla yağ ide bir söz

Söz olur savaşı sona erdirir, söz olur yarayı iyileştirir, söz olur zehirli aşı bal ile yağ eder.

Yûnus Emre, Dîvân, şiir 102 (Mustafa Tatcı, Yûnus Emre Dîvânı: Tenkitli Metin, 2. bs., İstanbul: Millî Eğitim Bakanlığı, 2005).

Beyit halk arasında "kestire başı" ve "yağ ile bal ede" biçimiyle yanlış yaygınlaşmıştır. Burada "baş", yara demektir (A. Azmi Bilgin).

Bir söz savaşı bitirir. Bir söz yarayı kapatır.

Yûnus'un "baş" dediği burada yaradır. Bu beyitte kesilen kelle yoktur, iyileşen bir gönül vardır.

Bugün çoğumuz beyti yanlış ezberliyoruz. İyileştiren sözü kesen söze çevirmişiz.

Aynı ağızdan zehir de çıkar, bal da. Fark kelimenin boyunda aranmaz.

Bir sözün ne olduğunu anlamak için düştüğü yere bakmak gerekir.

5.2

上善若水

Shàng shàn ruò shuǐ

En iyi olan su gibidir.

Lao Tzu, Tao Te Ching 8.

Çincesi dört işaret.

En iyi olan su gibidir.

Neden su? Her şeye yarar, kimseyle yarışmaz.

Herkesin kaçındığı alçak yere yerleşir.

İnsan yükselmek için uğraşır. Su aşağı iner ve yine de her yere varır.

İyilik bazen böyle bir şeydir. Görünmeden sızar, adını söylemeden gider.

5.3

Santaṁ tassa manaṁ hoti, santā vācā ca kamma ca; sammadaññāvimuttassa, upasantassa tādino.

Doğru bilgiyle özgürleşmiş, dinginliğe ermiş böyle bir kişinin zihni sakindir, sözü sakindir, işi sakindir.

Buda — Dhammapada 96.

Sakin zihin. Sakin söz. Sakin iş.

Buda üçünü yan yana koyar. Biri sarsılırsa öteki ikisi de yerinde durmaz.

Bu dinginlik sonradan giyilen bir kılık olamaz. Bilerek özgürleşmiş birinin içinden dışına taşan hâldir.

Gürültüyü hep dışarıda ararız. Oysa sözümüzün hızı zihnimizin hızını ele verir.

5.4

گنج و مار و گل و خار و غم و شادی به هم اند

Genc u mâr u gül u hâr u gam u şâdî be-hem end.

Hazine ile yılan, gül ile diken, gam ile sevinç bir aradadır.

Sa'dî, Gülistân VII, "Cidâl-i Sa'dî bâ müddeî" bölümü, 1258.

"Gül dikensiz olmaz" lafzı Gülistân'da görülmedi; aynı düşüncenin Sa'dî'deki hâli bu mısradır.

Hazine varsa yılan da vardır. Gül varsa diken. Sevinç varsa gam.

Sa'dî bunu zenginlik ile yoksulluğun tartışıldığı yerde söyler. İki taraf da birbirini suçlarken.

Bütün bir kavganın ortasına altı kelimelik bir hatırlatma bırakır.

İnsan gülü ister, dikenden şikâyet eder. Oysa ikisi aynı daldadır.

Rahatlık dediğimiz şey dikensiz gül aramayı bıraktığımız gün başlar.

5.5

خامشی بحرست و گفتن هم‌چو جو بحر می‌جوید ترا جو را مجو

Hâmuşî bahr est u güften hem-çü cû Bahr mî-cûyed turâ cû râ mecû

Susmak denizdir, söylemek ırmak gibidir. Deniz seni arıyor; sen ırmağı arama.

Mevlânâ, Mesnevî IV (Ganjoor sırasıyla 2060. beyit).

Şems'e atfedilen "Sessizlik, en güçlü cevaptır" sözü Makâlât için ulaşılan kaynaklarda görülmedi; yerine Şems'in yolundaki Mevlânâ'dan bu beyit kondu.

Susmak denizdir. Söylemek ırmak gibidir.

Irmak bir yere varmak için akar. Deniz zaten oradadır.

Mevlânâ, deniz seni arıyor der. Sen hâlâ ırmağın peşindesin.

Cevap yetiştirmek için koşan insan kıyıda kalır.

Bazen yapılacak en doğru iş ağzını kapatıp suyun yükselmesini beklemektir.

5.6

چون آب باش و بی گره از زخم دندان ها بجه من تا گره دارم یقین می کوبی و می ساییم

Çün âb bâş u bî-gereh ez zahm-ı dendân-hâ biceh Men tâ gereh dârem yakîn mî-kûbî vü mî-sâyîm

Su gibi ol; düğümsüz, dişlerin yarasından sıyrıl. Ben düğüm taşıdıkça sen elbette döver, öğütürsün.

Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, gazel 1387 (Ganjoor numarası).

Söz Mesnevî'de değil, Dîvân-ı Kebîr'dedir.

Gazelde bir gönül kar gibi eriyor. Yalnız kaldığında donmuş, belânın dişleri altında buz gibi çiğnenmiş.

Sonra söz gelir: Su gibi ol.

Kar ezilir, buz kırılır. Su ezilmez. Düğümü yoktur çünkü.

Bizi öğüten çoğu zaman olaylar sayılır. Mevlânâ başka yere bakar: Düğüm sende durdukça diş de durmaz.

5.7

सहज सहज सब को कहै सहज न चीन्हैं कोइ। जिन्ह सहजै विषया तजी सहज कहीजै सोइ॥

Sahaj sahaj sab ko kahai, sahaj na chînhain koi. Jinh sahajai vişayâ tajî, sahaj kahîjai soi.

Herkes "sahaj, sahaj" der; sahajı tanıyan yoktur. Arzuları kendiliğinden bırakan kişiye sahaj denir.

Kabîr, Kabîr Granthâvalî, sahaj sâkhîleri.

Sahaj: kolay, doğal, kendiliğinden olan. Kabîr'e atfedilen dizelerin sahihliği araştırmacılar arasında tartışmalıdır.

Sahaj, Kabîr'in dilinde kolay ve doğal olan demektir.

Herkes bu kelimeyi ağzına alır. Tanıyan azdır.

Bu kitabın meselesi de budur. Kolay denen şey kolay bulunmaz.

Arzusunu zorla bastıran yorulur. Arzu kendiliğinden düştüğünde insan hafifler.

Kabîr iki satırda kolayın zorunu söyler.

5.8

Mevlâ'm güzelliği hep sana vermiş Seni gören başkasını dener mi

Karacaoğlan, şiir 125 (Saim Sakaoğlu, Karaca Oğlan, Ankara: Akçağ, 2004).

Dene-: tartmak, denk tutmak. Karacaoğlan'ın metinleri derlemelerde değişiklik gösterir.

İki satır. Ne süs var ne uzak bir kelime.

"Dener mi" der Karacaoğlan. Tartar mı, denk tutar mı demektir.

Seven terazisini kaybetmiştir. Karşısında tek kefe kalır.

Karşılaştırma bitince seçmek de biter.

Halk şairi bunu bir köy çeşmesindeki dille söyler. Ağırlığını azaltmadan.

Kolay söylenmiş gibi durur. Dene bakalım.

5.9

Only let me make my life simple and straight, like a flute of reed for thee to fill with music.

Yalnız hayatımı sade ve dümdüz kılayım; senin ezgiyle dolduracağın bir kamış kaval gibi.

Rabindranath Tagore, Gitanjali 7, 1912.

Tagore'un kendi İngilizce metni.

Şair övünmeyi bırakmış. Ustasının önüne oturmuş.

Şarkısı süslerini çıkarmış. Süs araya girer, diyor, fısıltıyı boğar.

Tek bir şey istiyor: Hayatı sade ve düz olsun. Bir kamış gibi.

Kamışta düğüm kaldıkça nefes geçmez.

Yapılacak iş her zaman doldurmak olmaz. Bazen yol açmak yeter. Ezgi sonra gelir.

5.10

The most pitiful among men is he who turns his dreams into silver and gold.

İnsanların en acınacak olanı, rüyalarını gümüşe ve altına çevirendir.

Halîl Cibrân, Sand and Foam, 1926.

Rüya satılır mı? Satılır.

Cibrân en acınacak insanı böyle tarif eder. Gümüşü altını olan biri kastedilmez. Rüyasını bozdurmuş olan.

Her insanın bir zamanlar hesaba gelmez bir isteği vardır. Sonra ona bir fiyat koyar.

Hayatın ağırlaşması çoğu zaman oradan başlar.

Eksilen şey kasada görünmez.

5.11

Minnet Hudâ'ya devlet-i dünyâ fenâ bulur Bâkî kalur sahîfe-i âlemde adumuz

Allah'a şükür, dünya devleti yok olur; adımız âlemin sayfasında kalıcı kalır.

Bâkî, Dîvân, "Fermân-ı aşka cân iledür inkıyâdumuz" matlalı gazel, son beyit (16. yüzyıl).

Gazel numarası görülmedi; Sabahattin Küçük'ün tenkitli neşrinden eklenmelidir.

Bâkî şükreder. Dünyanın saltanatı yıkılacak diye.

Tuhaf bir şükür. Sonra mısra döner: Kalan bizim adımızdır.

Bâkî kelimesi burada iki iş görür. Hem kalıcı demektir hem şairin kendi adıdır.

Mülk gider. İyi söylenmiş bir söz kalır.

Bu satırı okuyan kişi o devletleri hatırlamaz. Şairin adını okur.

5.12

Söz gümüşse sükût altındır.

Atasözü — Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük, "söz gümüşse sükût altındır" maddesi.

Sahibi belli değildir. Almancadaki karşılığını Thomas Carlyle, Sartor Resartus'ta (III. kitap, 3. bölüm) bir İsviçre yazıtı olarak anar. Yakın anlamda hadis: "Men samete necâ" (Susan kurtulur), Tirmizî, Sıfatü'l-kıyâme, no 2501; Tirmizî hadisi garîb bulur, Ahmed Şâkir ve Elbânî sahih sayar.

Gümüş kötü bir maden sayılmaz. Söz de kötü sayılmaz.

Ama altın ortada dolaşmaz.

Bu atasözü susmayı övmek için konuşmayı küçültmez. İkisine de değer biçer. Sonra sırayı gösterir.

Aynı deyiş Almancada da vardır. Kimin söylediği bilinmez.

Sahibi unutulmuş bir söz kendi öğüdünü tutmuş demektir. Kendini anlatmaya kalkmaz.

5.13

此木以不材得終其天年夫

Cǐ mù yǐ bù cái dé zhōng qí tiān nián fú

Bu ağaç işe yaramazlığı sayesinde ömrünü tamamlıyor.

Zhuangzi 20, "Shan Mu" (Dağdaki Ağaç).

Zhuangzi dağda büyük bir ağaç görür. Oduncular yanında durur, dokunmaz. İşe yaramaz, derler.

Dağdan inince bir dostuna konuk olur. Ötmeyen kaz kesilir.

Öğrencisi sorar: Ağaç yararsızlığından yaşadı, kaz yararsızlığından öldü. Siz nerede duracaksınız?

Zhuangzi güler.

Bu sözü kurala çevirmek kolaydır. O gülüşü kurala çevirmek zordur.

5.14

τὸ μὲν μηδενὸς δεῖσθαι θεῖον εἶναι, τὸ δ᾽ ὡς ἐλαχίστων ἐγγυτάτω τοῦ θείου

To men mêdenos deisthai theion einai, to d' hôs elakhistôn engytatô tou theiou

Hiçbir şeye ihtiyaç duymamak tanrısaldır; olabildiğince az şeye ihtiyaç duymak tanrısala en yakın olandır.

Sokrates (Ksenophon'un aktarımıyla) — Ksenophon, Memorabilia I.6.10.

Karşısındaki adam mutluluğu sefa ve bolluk sanıyor.

Sokrates tartışmaya girmez. Ölçüyü değiştirir.

Hiçbir şeye muhtaç olmamak tanrılara mahsustur. İnsana düşen az şeye muhtaç olmaktır.

Her ihtiyaç bir iptir. İnsan bütün ipleri kesemez.

Birkaçını çözer. O kadarcık boşluk nefes almasına yeter.

5.15

Non qui parum habet, sed qui plus cupit, pauper est.

Yoksul, az şeyi olan değil, daha çoğunu isteyendir.

Seneca, Epistulae Morales 2.6.

Seneca önce bir sözü anar: Neşeli yoksulluk güzel şeydir.

Sonra düzeltir. Neşeliyse yoksulluk sayılmaz.

Yoksul, daha çoğunu isteyendir.

Sandıkta ne kadar olduğu başkasının malına göz diken için bir şey değiştirmez.

Az olanı sayarız. İstediğimiz çoğu saymayız.

Asıl borç orada birikir.

5.16

μὴ ζήτει τὰ γινόμενα γίνεσθαι ὡς θέλεις, ἀλλὰ θέλε τὰ γινόμενα ὡς γίνεται καὶ εὐροήσεις.

Mê zêtei ta ginomena ginesthai hôs theleis, alla thele ta ginomena hôs ginetai kai euroêseis.

Olanların istediğin gibi olmasını arama; olanların olduğu gibi olmasını iste, hayatın iyi akar.

Epiktetos, Enchiridion 8.

Epiktetos sabırdan söz etmez. Daha zorunu ister.

Olanı olduğu gibi iste, der.

Cümlenin son kelimesi Yunancada iyi akmak demektir.

Kavga ettiğimiz şey çoğu zaman çoktan olmuştur. Biz hâlâ onunla tartışırız.

Kabul etmek pes etmek sayılmaz. Önce olanı görürsün. Sonra işine bakarsın.

5.17

Simplify, simplify.

Sadeleştir, sadeleştir.

Henry David Thoreau, Walden, "Where I Lived, and What I Lived For", 1854.

Taban metindeki "Sade yaşa, yüksek düşün" bu sözün çevirisi değildir.

Thoreau bunu iki kez söyler. Bir kez yetmediğini bildiği için.

Hayatımız ayrıntıda ufalanıyor, der. Üç öğün yerine bir. Yüz yemek yerine beş.

Göl kıyısında iki yıl iki ay yaşadı. Sonra geri döndü.

Sadelik gidip kalınacak bir yer olmadı onun için. Her gün yeniden yapılacak bir eksiltme oldu.

Karmaşa kendi kendine gelir. Eksiltmek elle yapılır.

5.18

Simplicity is the ultimate sophistication.

Sadelik, inceliğin son noktasıdır.

Leonardo'nun yazılarında görülmemiştir. Yakın ifade: Clare Boothe Luce, Stuffed Shirts, 17. bölüm, New York: Horace Liveright, 1931, s. 239.

Leonardo'ya atfedilir; atfın dayanağı bulunamamıştır. İtalyanca "La semplicità è la sofisticazione suprema" biçimi için de kaynak yoktur. Luce'un romanındaki cümle: "the height of sophistication is simplicity".

Bu söz Leonardo'nun diye dolaşır. Yazılarında bulunamadı.

Benzeri 1931'de bir romanda, bir kadın karakterin ağzında görünür.

İnsan bazen bir cümleye büyük bir ad giydirmek ister. Kendi başına ayakta durmaz sanır.

Oysa cümle tersini söyler. Süsü çıkar, der. Ünlü bir imzanın süsünü de.

İmzasız kalınca ağırlığı hiç azalmaz.

5.19

Il semble que la perfection soit atteinte non quand il n'y a plus rien à ajouter, mais quand il n'y a plus rien à retrancher.

Öyle görünüyor ki yetkinliğe, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey kalmadığında varılır.

Antoine de Saint-Exupéry, Terre des hommes, III. bölüm ("L'Avion"), 1939.

Küçük Prens'te değil, bu kitaptadır.

Bu cümle uçak üzerine yazılmış bir bölümdedir. Yazan bir pilottur.

Eklenecek şey hep bulunur. Bir kelime, bir eşya, bir gerekçe.

Zor olan çıkarmaktır. Her eklenen zamanla bizden sayılır.

Bittiğini nereden anlarsın?

Elini uzatırsın, alınacak bir şey kalmamıştır. Geriye kalan uçan şeydir.

5.20

In der Beschränkung zeigt sich erst der Meister, Und das Gesetz nur kann uns Freiheit geben.

Usta ancak sınırın içinde belli olur; bize özgürlüğü yalnız yasa verebilir.

Johann Wolfgang von Goethe, "Natur und Kunst" (sone), Berliner Ausgabe, Bd. 2, Berlin 1960 vd., s. 121.

Goethe bunu bir sonede söyler. On dört satırlık dar bir kalıpta.

Bir önceki satır şöyledir: Büyük bir şey isteyen toparlanmalıdır.

Sınırın insanı küçülttüğünü sanırız. Usta tam orada görünür.

Dağılan kişi özgür olduğunu düşünür. Her şeye açık olan hiçbir şeyi bitiremez.

Az kelime, dar kalıp, tek yön. Sadelik bazen kendine çizdiğin çizgidir.

5.21

Everything should be made as simple as possible, but not simpler.

Her şey olabildiğince basit yapılmalıdır, ama daha basit değil.

Albert Einstein'a atfedilir — Bu lafızla Einstein'ın yazılarında görülmemiştir. En eski kayıt: Roger Sessions, "How a 'Difficult' Composer Gets That Way", The New York Times, 8 Ocak 1950. Yakın ifade: Albert Einstein, "On the Method of Theoretical Physics", Herbert Spencer Lecture, Oxford, 10 Haziran 1933.

Einstein'a atfedilir. Sessions sözü "in effect" (özetle) kaydıyla aktarır.

Einstein bunu bu kelimelerle yazmadı.

1933'te Oxford'da daha uzun söyledi. Temel öğeleri olabildiğince az tutmak gerekir, ama deneyimden tek bir veriyi feda etmeden.

Kısa hâlini 1950'de bir besteci aktardı. Özetle şöyle demişti, diye.

Söz kendi kuralını uygulamış oldu. Kısaldı.

Eksiltmenin de bir sınırı vardır. Gerçek eksilmeye başladığı yerde kalem durur.

5.22

Was sich überhaupt sagen lässt, lässt sich klar sagen; und wovon man nicht reden kann, darüber muss man schweigen.

Söylenebilen her şey açıkça söylenebilir; hakkında konuşulamayan konusunda ise susmak gerekir.

Ludwig Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus, Önsöz, 1921.

Wittgenstein kitabının bütün anlamını önsözde iki cümleye sığdırır.

Söylenebilen açıkça söylenir. Söylenemeyen için susulur.

Üçüncü bir yol bırakmaz. Bulanık konuşmak bilge görünmenin kolay yoludur. O yolu kapatır.

Bir şeyi anlatamıyorsak henüz bilmiyor olabiliriz.

Susmak burada yenilgi sayılmaz. Sınırı görmüş olmaktır.

5.23

τὰ πλεῖστα γὰρ ὧν λέγομεν καὶ πράσσομεν οὐκ ἀναγκαῖα ὄντα ἐάν τις περιέλῃ, εὐσχολώτερος καὶ ἀταρακτότερος ἔσται.

Ta pleista gar hôn legomen kai prassomen ouk anankaia onta ean tis perielêi, euskholôteros kai ataraktoteros estai.

Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın çoğu gerekli değildir; bunları çıkaran kişinin vakti artar, huzuru bozulmaz.

Marcus Aurelius, Meditations 4.24.

Taban metindeki "Gereksiz şeyleri yapma; gereksiz sözleri söyleme" bu pasajın serbest özetiydi.

Bir imparator kendine not yazıyor.

Söylediğimizin, yaptığımızın çoğu gereksizdir. Çıkar onları. Hem vaktin artar hem daha az sarsılırsın.

Her iş için bir soru koyar: Bu gereksizlerden biri mi?

Sonra bir adım daha atar. Gereksiz düşünceleri de çıkar, der.

Çünkü gereksiz iş kapıya önce bir düşünce olarak gelir.

5.24

Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem.

Varlıklar gerekmedikçe çoğaltılmamalıdır.

William of Ockham'a atfedilir — Bu lafız Ockham'ın eserlerinde yoktur. Kendi ifadesi: "Numquam ponenda est pluralitas sine necessitate" (Sentences şerhi, I, dist. 27, q. 2). Yaygın kalıbın kökeni: John Punch (Poncius), Duns Scotus'un Opus Oxoniense'si üzerine şerh, III, dist. 34, q. 1, 1639.

"Ockham'ın usturası" adıyla bilinir; bu formül Ockham'a atfedilir.

Ustura Ockham'ın adını taşır. Bu cümle onun yazılarında yoktur.

O, çokluk gereksiz yere öne sürülmemeli demişti. Bilinen kalıbı yaklaşık üç yüzyıl sonra başkası kurdu.

Fikir basittir. Bir açıklama yetiyorsa ikincisini icat etme.

İnsan bunu kendi üstünde de deneyebilir. Bir kırgınlığa üç neden buluruz. Çoğu zaman biri yeter.

Öbürlerini sonradan eklemişizdir.

5.25

A foolish consistency is the hobgoblin of little minds, adored by little statesmen and philosophers and divines.

Aptalca tutarlılık küçük zihinlerin umacısıdır; küçük devlet adamları, filozoflar ve din adamları ona tapar.

Ralph Waldo Emerson, "Self-Reliance", Essays: First Series, 1841.

Emerson tutarlılığa karşı çıkmaz. Aptalca olanına karşı çıkar.

Şimdi ne düşünüyorsan sert kelimelerle söyle, der. Yarın başka düşünürsen onu da söyle.

İnsan eski sözünün bekçisi olabilir. Onu korur, ona uyar, kendi gözünden kaçar.

Hafif yaşamak biraz da yanıldım diyebilmektir.

Bu tek kelime bir ömrün yükünü indirir.

5.26

Je n'ai fait celle-ci plus longue que parce que je n'ai pas eu le loisir de la faire plus courte.

Bu mektubu ancak daha kısa yazmaya vaktim olmadığı için uzun yazdım.

Blaise Pascal, Lettres provinciales, 16. mektup, 4 Aralık 1656.

4 Aralık 1656. Pascal bir mektuba açıklamayla başlar.

Mektuplarım ne bu kadar sık gelirdi ne bu kadar uzun olurdu. Kısaltmaya vaktim olmadı.

Bir acele itirafı gibi durur. Aslında bir iş tarifidir.

Uzun yazmak için oturmak yeter. Kısa yazmak için neyi söylemeyeceğine karar vermek gerekir.

Kısa cümlenin arkasında silinmiş cümleler yatar. Okuyan onları görmez.

5.27

Die stillsten Worte sind es, welche den Sturm bringen.

Fırtınayı getiren, en sessiz sözlerdir.

Friedrich Nietzsche, Also sprach Zarathustra II, "Die stillste Stunde", 1883.

Zarathustra, bende aslanın sesi yok, der. Bir fısıltı ona karşılık verir.

Fırtınayı getiren en sessiz sözlerdir. Dünyayı güvercin adımlarıyla gelen düşünceler yönetir.

Bağırmak duyulmak içindir. Fısıltıda kulak yaklaşmak zorunda kalır.

Seni değiştiren söz o gün ses çıkarmamış olabilir.

Aylar sonra bir sabah eşyanın yeri değişmiştir.

5.28

Wenn Ihr Alltag Ihnen arm scheint, klagen Sie ihn nicht an; klagen Sie sich an, sagen Sie sich, daß Sie nicht Dichter genug sind, seine Reichtümer zu rufen.

Gündeliğiniz size yoksul görünüyorsa onu suçlamayın; kendinizi suçlayın, onun zenginliklerini çağıracak kadar şair olmadığınızı söyleyin kendinize.

Rainer Maria Rilke, Briefe an einen jungen Dichter, 1. mektup, 17 Şubat 1903 (kitap 1929).

Genç bir şair Rilke'ye yazar. Rilke ona çevrendeki şeyleri kullan, der. Düşlerini, anılarını.

Günün yoksul görünüyorsa günü suçlama. Onun zenginliğini çağıracak kadar şair değilim, de.

Sert bir cümle. Ama kapı açar.

Aynı masa, aynı sokak, aynı sabah. Değişmesi gereken bunlar olmayabilir.

Yeni bir hayat aramadan önce bu hayata adıyla seslenmek gerekir.

5.29

Live simply so that others may simply live.

Sade yaşa ki başkaları sadece yaşayabilsin.

Mahatma Gandhi'ye atfedilir — Gandhi'nin eserlerinde görülmemiştir. Erken kayıtlar: Le Mars (IA) Daily Sentinel, 31 Ekim 1974, s. 6; Kasım 1974'te Sister Joan Puls'a atıfla.

Gandhi ve Elizabeth Ann Seton'a atfedilir; ikisinin söylediğine dair kanıt bulunamamıştır. İngilizce cümle "simply" kelimesiyle oynar.

Gandhi'nin sözü diye bilinir. Yazılarında görülmemiştir.

Bilinen eski izleri 1974'tedir. Amerika'da kilise çevrelerinde dünya açlığı konuşulurken.

Cümle bir kelimeyle oynar. Sade yaşa ki başkaları yalnızca yaşayabilsin.

Tabaktaki fazlalık bir yere gitmez. Başka bir tabakta eksiktir.

Sadelik burada zevk meselesi olmaktan çıkar. Yer açmaya dönüşür.

5.30

آسایش دو گیتی تفسیر این دو حرف است با دوستان مروت با دشمنان مدارا

Âsâyiş-i dü gîtî tefsîr-i în dü harf est Bâ dûstân mürüvvet bâ düşmenân medârâ

İki dünyanın huzuru şu iki sözün açıklamasıdır: dostlara mürüvvet, düşmanlara yumuşaklık.

Hâfız, Dîvân, gazel 5.

İki dünyanın rahatı için Hâfız iki söz yeter der.

Dosta mürüvvet. Düşmana yumuşaklık.

Ahlâk üzerine yazılmış ciltler bir beyte sığar.

Uygulaması bir ömür alır.

Dosta cömert olmak kolay görünür, hesap tutmayı bırakana kadar.

Düşmanla idare etmek ona benzememek için yapılır.

Uzun reçeteler çoğu zaman bu iki sözden kaçmanın yoludur.

5.31

فإذا رأيت الخلق رأيت الأول والآخر والظاهر والباطن

Fe-izâ raeyte'l-halka raeyte'l-evvele ve'l-âhira ve'z-zâhira ve'l-bâtın.

Yaratılmışı gördüğünde Evvel'i ve Âhir'i, Zâhir'i ve Bâtın'ı görürsün.

İbn Arabî, Fusûsü'l-Hikem, Süleymân fassı (Afîfî neşri).

Dört ad Kur'an 57:3'te geçer.

Bir yaprağa bakarsın. Bir yüze. Bir kapı eşiğine.

İbn Arabî der ki yaratılmışı gördüğünde Evvel'i, Âhir'i, Zâhir'i, Bâtın'ı görürsün.

Bu dört ad Kur'an'da yan yanadır.

Aramak için uzağa gitmek gerekmez. Bakışın tam önünde durur.

Görünmeyeni bulmak zor sayılır. Daha zoru görüneni gerçekten görmektir.

5.32

君子坦蕩蕩,小人長戚戚。

Jūnzǐ tǎn dàngdàng, xiǎorén cháng qīqī.

Erdemli kişi geniş ve rahattır; küçük insan hep kaygılıdır.

Konfüçyüs, Lun Yu 7.37.

Numaralama baskıya göre bir sayı değişebilir.

Çincede iki kelime kendini tekrar eder. Biri ferahlığı, öteki kaygıyı söyler.

Biri açık bir ova gibi yayılır. Öteki içine çekilir.

Konfüçyüs sebep saymaz. İki insanın hâlini yan yana koyar.

Kaygılı olan hep bir hesabın içindedir. Kim ne dedi, ne kaldı, ne gidecek.

Geniş olanın da derdi vardır. Yalnız saklayacak bir şeyi yoktur.

5.33

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su Kim bu denlü dutuşan odlare kılmaz çâre su

Ey göz, gönlümde yanan ateşlere gözyaşından su saçma; çünkü böyle tutuşan ateşlere su fayda etmez.

Fuzûlî, Türkçe Dîvân, Su Kasidesi ("Kasîde der Na't-i Hazret-i Nebevî"), matla (16. yüzyıl).

"Âb-ı hayâtdur sühan-ı pâk-i Fuzûlî" mısraı doğrulanamadı.

Bütün bir kaside tek heceye yaslanır. Su.

Her beyit aynı kelimeyle biter. Fuzûlî en büyük yangını anlatmak için en sıradan şeyi seçer.

Daha ilk beyitte der ki bu ateşe su çare olmaz.

Bölüm buraya varır. Yûnus'un bir sözünden Hâfız'ın iki sözüne, azaltıp duran bir yol.

Sonunda tek hece kalır. Onu söylemek de kolay değildir.