4. Bölüm: Bilgelik ve Hikmet
Fanilikle yüzleşen insan anlamaya çalışır.
Bilgelik bu çabanın olgunlaşmış hâlidir. Bilgi biriktirmekle bitmez. Varlıkla doğru bir ilişki kurmayı ister.
Bu bölümdeki otuz üç söz Doğu'dan ve Batı'dan, eski çağdan ve yakın zamandan gelir.
Hepsi aynı soruyu sorar: Bildiğin şey seni değiştirdi mi?
4.1
دی رفت و حدیث دی چو دی هم بگذشت امروز حدیث تازه باید کردن
Dî reft u hadîs-i dî çü dî hem begzeşt Emrûz hadîs-i tâze bâyed kerden
Dün gitti, dünün sözü de dün gibi geçti. Bugün taze söz söylemek gerek.
Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, Rubâîler, no. 1519 (13. yy).
Türkiye'de dolaşan "Dünle beraber gitti cancağızım" biçimi bu rubainin serbest söyleyişidir; söz Mesnevî'de değil, rubailerdedir.
Dün gitti. Dünün sözü de onunla gitti.
İnsan yine de eski cümleleri taşır. Eski kırgınlıkları, artık kimsenin sormadığı cevapları.
Aynı rubai suyu örnek gösterir: akan su donmaz.
Her sabah aynı sözle uyanan bir yerde donmuştur.
Bugünün sözü henüz söylenmedi. Onu dünkü sözü bırakabilen söyler.
4.2
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır
Yûnus Emre, Dîvân (13.-14. yy); yaygın nüshalardaki biçim.
Şiirin lafzı nüshalara göre değişir. En eski sayılan Karaman nüshasında bu şiir yoktur; Yusuf Yıldırım'a göre aslı o nüshadaki "İlm okımak bilmeklik kendözini bilmekdür" beytidir (Adıgüzel 2023).
Okumak kolaydır. İnsan okudukça bir şey olduğunu sanır.
Yûnus soruyu başka yere koyar: Sen kimsin?
Bunu bilmeyen her kitabı aynı yerden okur. Kendi kapalı kapısının önünden.
Beyit bir suçlama gibi durmaz. İkinci dizede yalnız bir soru vardır: Bu kadar okuma nedir?
Cevap kitapta yazmaz.
4.3
知之為知之,不知為不知,是知也。
Zhī zhī wéi zhī zhī, bù zhī wéi bù zhī, shì zhī yě.
Bildiğini bildiğin say, bilmediğini bilmediğin say; bilmek budur.
Konfüçyüs, Lun Yu 2.17 (M.Ö. 5. yy geleneği).
Üç kelimeyle kurulmuş bir terazi.
Bir kefede bildiklerin. Öbür kefede bilmediklerin.
Çoğu yanlış, cehaletten çok ikisini karıştırmaktan doğar.
Konfüçyüs bu sözü öğrencisine söyler. Söz kimseyi yüceltmez. Yalnız "bilmiyorum" diyebilmeyi bilginin içine alır.
Bu cümle kolay söylenir. Ama insan en geç onu öğrenir.
4.4
知者不言,言者不知。
Zhī zhě bù yán, yán zhě bù zhī.
Bilen söylemez, söyleyen bilmez.
Lao Tzu, Tao Te Ching 56 (M.Ö. 4.-3. yy geleneği).
Bu cümle kendini de tehlikeye atar. Çünkü o da söylenmiştir.
Bu yüzden tek satırda durur.
Bilgi taşınır, anlatılır. Bazı şeyler ise yaşanmadan elde durmaz. Ağza alınınca başka bir şey olur.
Gerçek bilge kendini ispat etmek zorunda kalmaz.
Çok konuşan bir yerde sessiz biri varsa, ona bakmak gerekir.
4.5
ويشبه أن يكون كل إدراك إنما أخذ صورة المدرك
Ve yüşbihü en yekûne küllü idrâkin innemâ ahzü sûreti'l-müdrek.
Görünen o ki her idrak, idrak edilenin suretini almaktır.
İbn Sînâ, en-Necât, Tabîiyyât, nefis bahsi, "Duyu, hayal, vehim ve akıl idrakinin farkı" faslı (11. yy).
Bilmek, bir şeyi ele geçirmek gibi görünür.
İbn Sînâ başka bir resim çizer: Zihin, şeyin suretini alır. Kendi ölçüsünce alır.
Demek ki bildiğin şey, hep biraz da senin aldığın kadardır.
Aynayı silmeden surete kusur bulmak kolaydır.
Önce bakanın kendisine bakmak gerekir.
4.6
Sahassamapi ce vācā, anatthapadasaṁhitā; Ekaṁ atthapadaṁ seyyo, yaṁ sutvā upasammati.
Anlamsız sözlerle dolu bin söz olsa da, duyanı dinginleştiren anlamlı tek söz daha iyidir.
Buda — Dhammapada 100 (Sahassavagga).
Bin söz sayılır. Tek söz tartılır.
Buda'nın ölçüsü söyleyende durmaz. Duyanda ne olduğuna bakar.
Susturan söz vardır. İçteki gürültüyü indiren söz.
Kütüphaneler dolusu cümlenin yanında bazen bir kişinin doğru anda söylediği tek cümle kalır.
Gerisi bin olur. Gürültü olur.
Sayı arttıkça duyan azalır.
4.7
الناس نيام فإذا ماتوا انتبهوا
En-nâsü niyâmun fe-izâ mâtû intebehû.
İnsanlar uykudadır; ölünce uyanırlar.
Hz. Ali'ye atfedilir; Sehl et-Tüsterî'ye de verilir — Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, no. 2794.
Hadis değildir. Kütüb-i Sitte'de yoktur; hadis âlimleri sözü Hz. Ali'ye nispet eder, Şa'rânî Tabakāt'ta Sehl et-Tüsterî'ye verir (Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, no. 2794). Tasavvuf geleneğinde aktarılır; Hz. Peygamber'e ulaşan senedi bulunmamaktadır.
Uyuyan rüyasında uyanık olduğunu sanır.
Söz buradan yakalar insanı. İşe gidiyorum, konuşuyorum, karar veriyorum. Hepsi rüyanın içinde de olur.
Ölüm burada korkutmak için anılmaz. Uyanıklığın ölçüsü olur.
Soru şuna döner: Ölmeden önce ne kadar uyanılabilir?
Bu sabah kalktın. Uyandın mı?
4.8
بیرون ز تو نیست هرچه در عالم هست در خود بطلب هر آنچ خواهی که توی
Bîrûn zi tû nîst her çi der âlem hest Der hod beteleb her ançi hâhî ki tûî
Âlemde ne varsa senin dışında değildir. Ne istiyorsan kendinde ara; o sensin.
Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, 15. fasıl; ayrıca Dîvân-ı Kebîr, Rubâî 1759 (13. yy).
İnsan aradığını dışarıda bırakır. Bir şehirde, bir yüzde, bir unvanda.
Bulunca da içi rahat etmez. Çünkü ondan da bir şey bekler.
Bu beyit aramayı yasaklamaz. Yalnız yönü değiştirir.
Âlem bir yana kaçmamıştır. İnsanın içinde bir karşılığı vardır.
Son iki kelime en zorudur: O sensin.
4.9
بشوی اوراق اگر هم درس مایی که علم عشق در دفتر نباشد
Beşûy evrâk eger hem-ders-i mâyî Ki ilm-i aşk der defter nebâşed
Bizimle aynı dersteysen yaprakları yıka; aşk ilmi defterde bulunmaz.
Hâfız, Dîvân, gazel 162 (14. yy).
Kitaptan söz eden bir şair kitabı yıkamayı söylüyor.
Hâfız okumaya düşman değildir. Yalnız bir sınır gösterir.
Bazı dersler defterde durur. Bazısı insanın başına gelir.
Yaprak yıkanınca mürekkep gider. Geriye okuyan kalır.
Asıl ders o zaman başlar. Öğretmeni belli olmayan bir derstir. Sınavı da haber vermez.
4.10
علم چندان که بیشتر خوانی چون عمل در تو نیست نادانی
İlm çendân ki bîşter hânî Çün amel der tû nîst nâdânî
İlmi ne kadar çok okursan oku, sende amel yoksa bilmezsin.
Sa'dî, Gülistân, VIII. bap, hikmet 3 (1258).
Sa'dî bilgiyi bir yerde sınar: Ellerinde.
Bildiğin şey yaptığını değiştirmiyorsa sende durmuş sayılmaz. Üstünden geçmiştir.
Aynı sayfada bir hayvan vardır, sırtında birkaç kitap taşır. Sırtındakinin odun mu defter mi olduğunu bilmez.
İnsan aynaya bakınca bazen o yükü görür.
Okuduklarının kaçı bir gün elinden işe dönüştü?
4.11
إذ الشكوك هي الموصلة إلى الحق. فمن لم يشك لم ينظر، ومن لم ينظر لم يبصر، ومن لم يبصر بقي في العمى والضلال.
İz'iş-şükûkü hiye'l-mûsıletü ile'l-hak. Fe-men lem yeşük lem yenzur, ve men lem yenzur lem yubsır, ve men lem yubsır bakıye fi'l-amâ ve'd-dalâl.
Çünkü hakka ulaştıran şüphelerdir. Şüphe etmeyen bakmaz, bakmayan görmez, görmeyen körlükte ve sapkınlıkta kalır.
Gazâlî, Mîzânü'l-amel, son bölüm (11.-12. yy).
Şüphe çoğu zaman bir kusur sayılır.
Gazâlî onu bir merdivenin ilk basamağına koyar. Şüphe, bakış, görüş.
Hazır aldığın inancı bir kez eline alıp tartmadıysan onun senin olup olmadığını bilemezsin.
Bu cümle kitabın en sonundadır. Okur kapağı kapatırken eline bir soru kalır.
Gazâlî de bunu istemiş görünür.
4.12
Gelin canlar bir olalım, iri olan hor görülür.
Pîr Sultan Abdal — [KAYNAK GEREKLİ]
Bir çağrı. Kime, ne zaman söylendiği bilinmese de çağrının kendisi sade.
Bilge olmak yalnız başına doğru olmak sanılır.
Oysa insan başkasıyla bir sofraya oturunca sınanır.
Büyüklük taslayan sofrada yer bulamaz.
Bir olmak için önce biraz küçülmek gerekir.
Oturduğun yerden kimin yüzü görünüyor?
4.13
Where the mind is without fear and the head is held high
Zihnin korkusuz, başın dik olduğu yer
Rabindranath Tagore, Gitanjali, 35 (1912).
Şiir bir ülkeden söz eder. Ama bu ülke haritada değildir.
İlk şartı korkusuzluktur.
Korkan zihin bildiğini söyleyemez. Bazen bilmeye de cesaret edemez.
Bilgelik sessiz bir süs sanılır. Tagore onu başın dik durmasına bağlar.
Önce korku gider. Düşünce ondan sonra gelir.
4.14
If he is indeed wise he does not bid you enter the house of his wisdom, but rather leads you to the threshold of your own mind.
Gerçekten bilgeyse seni kendi bilgeliğinin evine çağırmaz; seni kendi zihninin eşiğine götürür.
Halîl Cibrân, The Prophet, "On Teaching" (1923).
İyi öğretmen evini göstermez. Seni kendi kapına getirir.
İçerisi sana aittir. Dağınıktır, karanlıktır, ama senindir.
Kalabalıkla bir ustanın evinde oturmak daha kolaydır. Orada her şey hazırdır.
Eşikte bırakılan kişi önce kızar.
Sonra anahtarın hep cebinde olduğunu görür.
Usta ise çoktan yoluna gitmiştir.
4.15
Kimsenün 'aybını urma yüzine Gûşuñı bâb-ı kabûl it sözine
Kimsenin ayıbını yüzüne vurma; kulağını onun sözüne kabul kapısı yap.
Nâbî, Hayriyye, b. 627 (1701).
Nâbî bu beyti oğluna yazar.
Başkasının kusuru kolay görünür. Söylemek de kolaydır. İnsan söyleyince bir de haklı çıktığını sanır.
Beyit başka bir iş verir. Sus. Dinle.
Kusuru bilmek bir bilgidir. Yüze vurmamak başka bir bilgi.
İkincisi daha geç öğrenilir. Çoğu zaman da biri aynısını bize yapınca.
4.16
نظم ار چه به مرتبت بلند است آن علم طلب که سودمند است
Nazm ar çi be-mertebet buland est Ân ilm taleb ki sûdmend est
Şiir mertebece yüksek olsa da, sen fayda veren ilmi iste.
Nizâmî, Leylâ vü Mecnûn, "Oğlu Muhammed'e öğüt" bölümü (12. yy).
Bir şair oğluna konuşuyor. Şiirin yüksek olduğunu biliyor. Yine de başka bir şey öğütlüyor.
Bu, kendi sanatını küçültmek gibi görünür. Bir babanın dürüstlüğüdür.
Bilginin değeri kimseye ne kattığıyla da ölçülür.
Her bilgi insanı yüceltmeyebilir. Ama biri ondan yararlanmışsa boşa gitmemiştir.
4.17
人之初,性本善。
Rén zhī chū, xìng běn shàn.
İnsan başlangıçta özünde iyidir.
San Zi Jing (Üç Karakter Klasiği), ilk dize (13. yy; geleneksel olarak Wang Yinglin'e verilir).
Söz Meng Tzu'nun kitabında geçmez. Onun tezi şöyledir: "人性之善也,猶水之就下也" (İnsan tabiatının iyiliği, suyun aşağı akması gibidir; Mengzi 6A.2).
Çocuklara ezberletilen ilk cümle bu.
İnsana ne söylediğin kendisi hakkında ne bekleyeceğini belirler.
Özü iyi denilen biri kötülüğünü bir kader saymaz. Yoldan çıktığını düşünür. Dönebileceğini de.
Meng Tzu suyu örnek verir. Su aşağı akar.
İnsan yüzünü kendine çevirince hangi yöne aktığına bakar.
4.18
ἃ μὴ οἶδα οὐδὲ οἴομαι εἰδέναι
Ha mē oida oude oiomai eidenai.
Bilmediğimi bildiğimi de sanmıyorum.
Platon, Sokrates'in Savunması 21d (M.Ö. 4. yy).
"Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir" biçimi Platon'da yoktur; bu pasajın sonradan yerleşmiş özetidir.
Meşhur cümle biraz gürültülüdür. Hiçbir şey bilmiyorum, der.
Platon'un yazdığı daha sessizdir. Bilmediğimi biliyor sanmıyorum.
Sokrates burada kendini büyütmez. Farkı küçük bir şey olarak anlatır. Küçük ama belirleyici.
Çoğu insan bilmediğini de biliyor sanarak yaşar.
Sanmayı bırakmak bir kapı açar.
4.19
Τῆς παιδείας ἔφη τὰς μὲν ῥίζας εἶναι πικράς, τὸν δὲ καρπὸν γλυκύν.
Tēs paideias ephē tas men rhizas einai pikras, ton de karpon glykyn.
Eğitimin köklerinin acı, meyvesinin tatlı olduğunu söyledi.
Aristoteles (Diogenes Laertios'un aktarımıyla) — Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları V.18 (3. yy).
Söz Aristoteles'in kendi eserlerinde değil, Diogenes Laertios'un aktardığı sözleri arasındadır.
Öğrenmek başta tatlı değildir.
Bilmediğini görmek acıtır. Yanlış yaptığını kabul etmek acıtır. Aynı sayfaya yeniden dönmek sıkar.
Kök toprağın altında kalır. Kimse onu görmez.
Meyveyi görenler kolay yetiştiğini sanır.
Bu söz acıyı övmez. Sadece acının bir yere çıktığını hatırlatır.
Köke su vermek sabırlı bir iştir.
4.20
fortis fortuna adiuvat
Talih cesura yardım eder.
Terentius, Phormio 203 (M.Ö. 161).
Atasözü olarak yaygın "Fortes fortuna adiuvat" biçimi Seneca'nın değildir; bu dize oyunda Geta'nın ağzındadır.
Oyunda bu sözü Geta söyler. Karşısında korkudan aklı başından gitmiş Antipho vardır.
Yani söz bir filozofun kürsüsünden gelmez. Dar bir anın içinden gelir.
Talih burada ödül dağıtmaz. Uyanık kalanın önünü görür.
Korku insanı kör eder.
Cesaret sonucu değiştirmeyebilir. Ama görmeyi sürdürür.
4.21
Σκέψαι τίς εἶ.
Skepsai tis ei.
Kim olduğuna bak.
Epiktetos, Söylevler II.10.1 (Arrianos'un derlemesi, 2. yy).
Epiktetos'un üç kelimelik ödevi.
Cevap hemen gelir sanılır. Adın, işin, ailen.
Metin devam eder: Önce insansın. İrade senin en yüksek yanındır.
Demek ki soru bir nüfus kaydı sormuyor. Bugün neyi seçtiğini soruyor.
Kim olduğun her kararda yeniden yazılır.
Bugünkü cevap da akşama kadar geçerlidir.
4.22
Chaque homme porte la forme entière de l'humaine condition.
Her insan, insanlık hâlinin bütün biçimini taşır.
Michel de Montaigne — Montaigne, Essais III.2, "Du repentir" (1588).
Montaigne kendinden söz eder. Özür dilemeden.
Çünkü bir insanı dürüstçe anlatan herkesi anlatmış olur.
Bir kralın ve bir çiftçinin korkuları aynı yerden çıkar.
Bu yüzden kendine bakmak bencillik olmak zorunda kalmaz.
İnsanlığı öğrenmek için uzağa gitmek gerekmeyebilir. Bir akşam oturup kendi gününü okumak yeter.
4.23
Ego cogito, ergo sum.
Düşünüyorum, öyleyse varım.
René Descartes — Descartes, Principia Philosophiae I.7 (1644); Fransızcası Discours de la méthode IV (1637): "je pense, donc je suis".
Latince biçim Principia'dadır; Discours Fransızca yazılmıştır.
Descartes her şeyi eline alıp bırakır. Bedeni, dünyayı, gördüklerini.
Şüphe bir yerde durur. Şüphe edenin kendisinde.
Burası bir bitiş sanılır. Bir başlangıçtır.
Bütün bir felsefe tek bir şeye yaslanır: Düşünen biri var.
Şimdi bu satırı okuyan da aynı zeminde duruyor.
4.24
Sapere aude!
Bilmeye cesaret et.
Immanuel Kant (Horatius'tan) — Kant, "Beantwortung der Frage: Was ist Aufklärung?", Berlinische Monatsschrift (1784); deyiş Horatius, Epistulae I.2.40.
Kant sözü, "Habe Muth dich deines eigenen Verstandes zu bedienen!" (Kendi aklını kullanmaya cesaret et) diye açar.
Kant iki kelimeyi Horatius'tan alır. Bir çağın parolası yapar.
Zor olan bilmek değildir. Başkasının aklıyla yaşamak rahattır. Kararı verecek biri hep bulunur.
Kendi aklını kullanmak yanılmayı üstlenmek demektir.
Bu yüzden söz zekâdan değil cesaretten söz eder.
İlk adım korkuyla atılır.
4.25
Die Welt ist meine Vorstellung.
Dünya benim tasavvurumdur.
Arthur Schopenhauer — Schopenhauer, Die Welt als Wille und Vorstellung, I. kitap, § 1 (1819).
Kitabın ilk cümlesi.
Gördüğün her şey bir gözle, bir zihinle görülür. Güneşi değil, güneşi gören gözü bilirsin.
Bu insanı yalnız bırakabilir. Ama bir kapı da açar.
Dünyanın rengi biraz da bakanın rengidir.
Kederli bir sabah pencereyi suçlamadan önce bunu hatırlamak iyi gelir.
4.26
Nihil existit ex cujus natura aliquis effectus non sequatur.
Doğasından bir sonuç çıkmayan hiçbir şey yoktur.
Baruch Spinoza — Spinoza, Ethica I, Önerme 36 (1677).
Taban metindeki "Doğada hiçbir şey boşuna yoktur" düşüncesi Spinoza'nın değildir: Ethica I'in Ek'inde "naturam nihil frustra agere" görüşünü eleştirir.
Spinoza amaçtan söz etmez. Sonuçtan söz eder.
Var olan her şey bir şeye yol açar. Bir yaprak, bir söz, bir susuş.
Hiçbir şey kendi içinde kapalı kalmaz.
Bu rahatlatıcı bir cümle de olabilir. Ağır bir cümle de.
Bugün yaptığın küçük şey nereye gittiğini sana söylemeden çoktan yola çıkmıştır.
4.27
Dans ses écrits un sage Italien Dit que le mieux est l'ennemi du bien.
Bilge bir İtalyan yazılarında der ki en iyi, iyinin düşmanıdır.
Voltaire, La Bégueule, conte moral, 1-2. dizeler (1772).
Voltaire sözü kendisinin diye sunmaz, "bilge bir İtalyan"a verir. Eserin adı "Münekkit" değildir; "La Bégueule" bir manzum hikâyedir.
Voltaire sözü başkasından alır. Bilge bir İtalyan, der, adını vermez.
Daha iyisi, elindeki iyiyi görmeyi engeller.
Bitmeyen bir kitap, söylenmeyen bir teşekkür, hep ertelenen bir ziyaret.
Mükemmel olanı beklerken iyi olan geçip gider.
Bazen yapılacak en bilgece iş yarım kalmış gibi duran şeyi kapatıp bırakmaktır.
4.28
La grandeur de l'homme est grande en ce qu'il se connaît misérable.
İnsanın büyüklüğü, kendini sefil bilmesindedir.
Blaise Pascal — Pascal, Pensées, Brunschvicg 397 / Lafuma 114 (1670).
Pascal hemen bir ağaç gösterir. Ağaç kendini sefil bilmez.
İnsan bilir. Yaşlandığını, yanıldığını, öleceğini.
Acı veren bu bilgi onu ağaçtan ayırır.
Kusurunu gören kusurundan bir adım öteye geçmiştir.
Büyüklük burada bir övünç olmaz. Bir uyanıklık olur.
Ağaç gölge verir, ağlamaz. İnsan ikisini de yapar.
4.29
Nothing great was ever achieved without enthusiasm.
Coşku olmadan büyük hiçbir şey başarılmamıştır.
Ralph Waldo Emerson — Emerson, "Circles", Essays: First Series (1841).
Emerson bu cümleyi yeni bir daire çizmekten söz ederken kurar.
İnsan kendi hesabından bir an sıyrılmak ister. Nasıl ve neden olduğunu bilmeden bir iş yapmak ister.
Hesap işi korur. Coşku işi başlatır.
Bilgi yolu gösterir. Yola çıkaran başka bir şeydir.
Soğuk bir bilgelik oturduğu yerde kalır.
4.30
Ἆρον τὴν ὑπόληψιν, ἦρται τὸ βέβλαμμαι· ἆρον τὸ βέβλαμμαι, ἦρται ἡ βλάβη.
Aron tēn hypolēpsin, ērtai to beblammai; aron to beblammai, ērtai hē blabē.
Kanaati kaldır, "zarar gördüm" kalkar; "zarar gördüm"ü kaldır, zarar kalkar.
Marcus Aurelius, Kendine Düşünceler IV.7 (2. yy).
Bir şey oldu. Sonra sen ona bir ad verdin.
Marcus iki adım arasına ince bir çizgi çeker.
Olay dışarıdadır. Yara, ona verdiğin hükümdedir.
Bu her acıyı silmez. Ama bazı yükleri insanın kendi eliyle taşıdığını gösterir.
Dünya aynı kalır. Ona bakan yer değişir.
4.31
Scientia et potentia humana in idem coincidunt.
İnsanın bilgisi ve gücü aynı noktada buluşur.
Francis Bacon — Bacon, Novum Organum I, Aforizma 3 (1620).
"Scientia potentia est" lafzı Bacon'da yoktur. 1597 tarihli Meditationes Sacrae'de "ipsa scientia potestas est" geçer; tam lafız Hobbes'un Latince Leviathan'ındadır (1668, X. bölüm).
Bilgi güçtür, diye tekrar edilir. Bacon'ın cümlesi devam eder: Nedeni bilmeyen sonucu da elde edemez.
Ardından bir uyarı gelir. Tabiata ancak ona uyarak hükmedilir.
Demek ki güç, itaatle başlar. Önce bakmak, öğrenmek, boyun eğmek.
Bilgisini silah sanan cümlenin yarısını okumuştur.
4.32
Die Grenzen meiner Sprache bedeuten die Grenzen meiner Welt.
Dilimin sınırları dünyamın sınırları demektir.
Ludwig Wittgenstein — Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus 5.6 (1921).
Adını koyamadığın bir acı sana daha çok dokunur.
Kelime bir kapıdır. Bir duyguyu adlandıran onun yanında başka bir yere de geçer.
Yeni bir dil öğrenen yeni bir odaya girer.
Ama her sınırın öbür yanı vardır.
Wittgenstein kitabını susmayla bitirir.
Sınıra kadar gelen orada susmayı da öğrenir.
4.33
Imagination is more important than knowledge. Knowledge is limited. Imagination encircles the world.
Hayal gücü bilgiden önemlidir. Bilgi sınırlıdır. Hayal gücü dünyayı kuşatır.
Albert Einstein — George Sylvester Viereck, "What Life Means to Einstein" (söyleşi), The Saturday Evening Post, 26 Ekim 1929, s. 117.
Söz yazılı bir eserden değil, gazeteci Viereck ile yapılan söyleşidendir.
Bunu bir fizikçi söylüyor. Bilgiyi küçümsediği için söylemiyor.
Bilgi var olanı sayar. Hayal, henüz olmayanı sorar.
Her yeni bilgi önce bir insanın aklından geçen saçma bir ihtimaldi.
Bu bölüm burada biter. Bilgelik elindekini saymakla kalmaz. Olmayan bir şeye de yer açar.