06/ 13

3. Bölüm: Fanilik ve Zaman

14 dakikalık okuma

Aşkın ardından fanilik gelir. Çünkü seven, er ya da geç kaybetmeyi de öğrenir.

Bu bölümdeki otuz üç söz ölümün, geçiciliğin ve zamanın önünde duran insanın sesidir.

Kimi avutur. Kimi uyarır. Kimi yalnızca bakar.

Zaman burada yalnız konu olarak durmuyor. Okurken de geçiyor.

3.1

هر نفس نو می‌شود دنیا و ما بی‌خبر از نو شدن اندر بقا

Her nefes nev mîşeved dünyâ vü mâ bî-haber ez nev şoden ender bekâ

Her nefeste dünya da biz de yenileniriz; biz ise bu süreklilik içinde yenilendiğimizden habersiziz.

Mevlânâ, Mesnevî, I. defter, "Hem der beyân-ı mekr-i harguş" bölümü, 13. yüzyıl.

Her an bir ölüm, her an bir doğuş. Ama biz bunu fark etmeyiz.

Akan su bize hep aynı su gibi görünür. Dünya da öyle görünür. Kendimiz de.

Mevlânâ kısa bir haber veriyor: Nefes yenilendi. Sen de.

Dünkü insanın yasını tutmaya gerek yok. O çoktan gitti. Şimdi bu satırı okuyan başkası.

3.2

Bu dünyeye gelen kişi âhir yine gitse gerek Müsâfirdür vatanına bir gün sefer itse gerek

Yûnus Emre, Dîvân, şiir 139, beyit 1 (Mustafa Tatçı, Yunus Emre Dîvanı: Tenkitli Metin, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990, s. 149).

Gelen gider. Yûnus bunu korkutmak için söylemiyor, yol hesabı yapar gibi söylüyor.

Misafir olduğunu bilen eşyayı başka tutar. Odaya yerleşir, duvarı kendi sanmaz.

Zengin de bu kapıdan çıkar, fakir de. Bilge de, sade olan da.

En ağır gerçekler bazen en sade sözlerle taşınır.

3.3

یک دست به مصحفیم و یک دست به جام گه نزد حلالیم و گهی نزد حرام ماییم در این گنبد ناپخته خام نه کافر مطلق نه مسلمان تمام

Yek dest be mushafîm ü yek dest be câm geh nezd-i helâlîm ü gehî nezd-i harâm mâ'îm der în gonbed-i nâpohte hâm ne kâfir-i mutlak ne Müselmân-ı temâm

Bir elimiz Mushafta, bir elimiz kadehte; kâh helale yakınız, kâh harama. Bu pişmemiş kubbenin altında biz varız, hamız: ne tam kâfiriz ne tam Müslüman.

Mehsetî Gencevî, Rubâîler, no. 116; yakın bir biçimi: Mücîrüddîn Beylekânî, Dîvân, Rubâî 102; Evhadüddîn Kirmânî, Rubâîler, 3. bâb, no. 212.

Yaygın olarak Ömer Hayyâm'a mal edilir. Rubâî, küçük farklarla Mehsetî, Beylekânî ve Kirmânî'nin metinlerinde geçer; aidiyeti kesin değildir.

Bir el Mushafta, bir el kadehte. İnsan çoğu zaman böyle yaşar, ama böyle söylemez.

Rubâî bu itirafı yapıyor. Kendini temize çıkarmıyor, kendine lanet de etmiyor.

"Ham" diyor. Henüz pişmemiş.

İkiye bölünmüş olmak suçüstü yakalanmak gibi gelir insana. Oysa pişmek için ateşin üstünde bir süre kalmak gerekir.

3.4

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

Bâkî, Dîvân, "Zülf-i siyâhı sâye-i perr-i Hümâ imiş" matlalı gazel, 16. yüzyıl.

Ses kalır, beden gider.

Bâkî'nin kubbesi dünya. Kubbe altında söylenen söz duvara çarpar, geri döner, bir süre daha havada durur.

Hangi sesi bırakıyorum? Bir söz mü, bir bakış mı, bir hâl mi?

Beyit "hoş" diyor, "büyük" demiyor. Bir çocuğa söylenmiş iyi bir söz de bu kubbede kalır.

Şair adını da mısraya saklamış. Bâkî, kalan demektir.

3.5

Ey dil ey dil neye bu rütbede pür-gamsın sen Gerçi vîrâne iseñ genc-i mutalsamsın sen

Şeyh Gâlib, Dîvân, "Ey dil ey dil" mütekerrir müsemmeni, 1. bent (Muhsin Kalkışım neşri, 1994, s. 179-181), 18. yüzyıl.

Dil burada gönül demek. Şair kendi gönlüne soruyor: Neden bu kadar gamlısın?

Cevabı bir sonraki mısrada veriyor: Virane olsan da tılsımlı bir hazinesin.

Gam, insanın küçüklüğünden gelmiyor. Ne taşıdığını unutmasından geliyor.

Yıkık evlerde define aranır. Kendini yıkık bulan önce bu soruyu sormalı.

3.6

飄風不終朝,驟雨不終日。

Piāofēng bù zhōng zhāo, zhòuyǔ bù zhōng rì.

Ani rüzgâr sabahı doldurmaz, sağanak bütün gün sürmez.

Lao Tzu, Tao Te Ching 23.

Fırtına sabahı doldurmaz. Sağanak akşamı görmez.

Lao Tzu bunu gökyüzünden okuyor. Göğün öfkesi bile sürmüyorsa insanınki ne kadar sürer?

Acele eden de böyle yaşar. Çok yağar, çabuk biter.

Hava döner. Bunu bilen, şiddetli olanın önünde sakin bekleyebilir.

Öfkeli bir sabahın akşamı da vardır.

3.7

"Sabbe saṅkhārā aniccā"ti, yadā paññāya passati; atha nibbindati dukkhe, esa maggo visuddhiyā.

"Bütün oluşmuş şeyler geçicidir." Bunu bilgelikle gören acıdan usanır. Arınmanın yolu budur.

Buda, Dhammapada 277.

Bir şeye "bitti" demeden önce o çoktan bitmeye başlamıştı.

Duygular, düşünceler, ilişkiler, bedenler. Hepsi yapılmış şeyler. Yapılan çözülür.

Söz bunu öğrenmekten bahsetmiyor. "Görmek" diyor.

Duyan başını sallar, geçer. Gören elini biraz gevşetir.

Tutmak yorar. Tutulan şey zaten elden akıyorsa yorgunluk boşunadır.

3.8

子在川上曰:「逝者如斯夫!不舍晝夜。」

Zǐ zài chuān shàng yuē: Shì zhě rú sī fū! Bù shě zhòu yè.

Usta ırmağın kıyısında dedi ki: Geçip giden işte böyle; gece gündüz durmuyor.

Konfüçyüs, Lun Yu 9.17.

Bir adam ırmağa bakıyor. Büyük gerçekler çoğu zaman sıradan anlarda gelir.

Su geçiyor. Gece durmuyor, gündüz durmuyor.

Konfüçyüs'ün sözü burada bitiyor. Açıklamıyor, avutmuyor.

Kıyıda durduğunu sanan da akıyor.

Şimdi bakılacak şey şu: Bugün kimin yüzüne bakmadın? Su onu da götürüyor.

3.9

الماضي أشبه بالآتي من الماء بالماء

El-mâzî eşbehu bi'l-âtî mine'l-mâ'i bi'l-mâ'

Geçmiş geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

İbn Haldun, Mukaddime, Mukaddime kısmı (tarih ilminin fazileti; ordu sayıları tartışması), 14. yüzyıl.

Bu cümle bir ordu hesabının içinde geçer. İbn Haldun kitaplardaki sayıları tartıyor: Bu kadar asker bir meydana sığar mı?

Bugüne bakıyor, dünü ölçüyor.

Ölçü basit. Su suya benzer. İnsan da insana.

Kendi geçmişine de aynı gözle bakılabilir. Aynı hatalar, aynı dersler.

Çemberi fark eden hemen çıkmaz. Ama artık saymaya başlar.

3.10

این نیز بگذرد

În nîz begzared

Bu da geçer.

Farsça halk sözü; aynı lafızla redif olarak: Fahreddîn-i Irâkî, Dîvân, gazel 69, 13. yüzyıl.

Sahibi belli değildir. Süleyman'ın yüzüğüne ve Attâr'a dayandırılan rivayetler birincil metinde görülemedi.

Üç kelime. Sevinçte bir uyarı. Üzüntüde bir teselli.

Aynı söz, iki ayrı ses tonu.

Irâkî bunu gazelinde sevgilinin cefasına karşı tekrar eder. Bu da geçer, der. Daha fazlasını söylemez.

İyi bir günde de kötü bir günde de omzuna aynı el dokunur: Elindekinin üstüne fazla yaslanma.

3.11

O friend! hope for Him whilst you live, know whilst you live, understand whilst you live: for in life deliverance abides. If your bonds be not broken whilst living, what hope of deliverance in death?

sâdho bhâî, jîval hî karo âs'â

Ey dost, yaşarken um O'nu, yaşarken bil, yaşarken anla; kurtuluş hayatın içindedir. Bağların yaşarken çözülmezse ölümde ne kurtuluş umudun var?

Kabîr, Songs of Kabir, çev. Rabindranath Tagore, New York: Macmillan, 1915, şiir III (I. 57).

Söz, Tagore'un İngilizce çevirisinden alınmıştır; Hintçe aslı görülmedi, yalnız ilk dizesinin okunuşu kitapta verilir.

Çoğu insan kurtuluşu ölümden sonraya bırakır.

Kabîr bu ertelemeyi kabul etmiyor. Yaşarken, diyor. Üç kez söylüyor.

İp bugün çözülmediyse mezarda kim çözecek?

Zaman burada tehdit gibi durmuyor. Kapı gibi duruyor. Açık olduğu sürece eşikte beklemek için iyi bir sebep yok.

3.12

Kılmagıl muhkem gönül dünyâya akd-i irtibât Sen bir âvâre misâfirsen bu bir vîrân ribât

Fuzûlî, Türkçe Dîvân, gazel (Ali Nihad Tarlan, Fuzûlî Divanı Şerhi, Ankara: Akçağ, 1981, s. 346).

Gönle söylüyor. Düğümü fazla sıkma.

Ribât, yol üstündeki kervansaray. Hem de yıkık. Yolcu da başıboş.

Bir geceliğine konan çatıyı onarmaz. Ama ateşini yakar, suyunu içer.

Bağlanmadan sevmek kolay söylenir. Zor olan burada kalmak, yolcu olduğunu unutmadan.

Sabah olunca yük yine hafif olmalı.

3.13

The butterfly counts not months but moments, and has time enough.

Kelebek ayları değil anları sayar ve vakti ona yeter.

Rabindranath Tagore, Fireflies, New York: Macmillan, 1928.

Kelebeğin takvimi yok.

Ay saymıyor, yıl saymıyor. Ona verilen süre ona yetiyor.

Biz ömrü uzunluğuyla ölçeriz. Ne kadar kaldı, diye sorarız.

Tagore başka bir soru soruyor: Şu an burada mısın?

Bir an, tam yaşandığında bir ömür kadar dolabilir. Kelebeğin ömrü kısa, uçuşu tamam.

3.14

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-ı Hudâ'dır bu Nazargâh-ı İlâhîdir makâm-ı Mustafâ'dır bu

Nâbî, Dîvân, na't, 17. yüzyıl.

Bu söz bir eşikte söylenir. Nâbî burada sesini alçaltıyor.

Edep, kurallardan önce nerede durduğunu bilmektir.

Ömür de böyle bir yer. İnsan orada misafirse ayağını yavaş basar.

Servet gider, güzellik gider. Geride nasıl durduğun kalır.

Sakın, diyor şair. Burası bakılan bir yerdir.

3.15

Your pain is the breaking of the shell that encloses your understanding.

Acın, anlayışını saran kabuğun kırılmasıdır.

Halîl Cibrân, The Prophet, "On Pain", New York: Alfred A. Knopf, 1923.

Kabuk kırılırken ses çıkarır. İçerideki bunu felaket sanır.

Cibrân acıyı yüceltmiyor. Ne işe yaradığını söylüyor.

Anlayışın bir kabuğu var. Orada güvendeydin. Dar geliyordu, bilmiyordun.

Her kırılış bir şey açar. Bu, acıyı haklı çıkarmaz. Ama karanlıkta bir yön gösterir.

Yeni kabuk da zamanla sertleşir.

3.16

昔者莊周夢為胡蝶,栩栩然胡蝶也……不知周之夢為胡蝶與?胡蝶之夢為周與?

Xī zhě Zhuāng Zhōu mèng wéi húdié, xǔxǔ rán húdié yě... Bù zhī Zhōu zhī mèng wéi húdié yú? Húdié zhī mèng wéi Zhōu yú?

Bir zamanlar Zhuang Zhou rüyasında kelebek oldu, kanat çırpan bir kelebek... Bilmiyor: Zhou mu rüyasında kelebek oldu, yoksa kelebek mi rüyasında Zhou oldu?

Zhuangzi, 2. bölüm (Qi Wu Lun).

Zhuangzi rüyasında kelebek oldu. Uyandı. Şimdi bilmiyor: Kelebeği düşleyen Zhuangzi miydi, Zhuangzi'yi düşleyen kelebek mi?

Soruyu kapatmıyor.

Dün gördüğün rüya ile dün yaşadığın gün bugün ikisi de hatıra.

Hangisi daha sağlamdı?

Ben neyim sorusu hemen cevap istemez. Uyanık kalmayı ister.

3.17

نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ

Ni'metâni mağbûnun fîhimâ kesîrun mine'n-nâs: es-sıhhatü ve'l-ferâğ

İki nimet vardır ki insanların çoğu onlarda aldanır: sağlık ve boş vakit.

Hz. Muhammed — Buhârî, Sahîh, Rikāk 1, hadis no. 6412.

Vakit elimizdeyken adı yoktur. Boş vakit, deriz.

Hadis bunu nimet diye sayıyor. Üstelik aldanılan bir nimet.

Aldanmak burada alışveriş kelimesi. Malı değerinin altına vermek.

Değer çoğu zaman elden çıkınca anlaşılır.

Sağlıklı bir sabah, boş bir öğleden sonra. İkisi de sayılmadan harcanır.

Bugünü kime, kaça verdin?

3.18

Quam stultum est aetatem disponere ne crastini quidem dominum!

Yarına bile hükmü geçmeyen birinin ömrünü düzenlemeye kalkması ne budalalık.

Seneca, Epistulae Morales ad Lucilium 101.4, MS 1. yüzyıl.

Seneca bu cümleyi bir tanıdığının ani ölümünden sonra yazar. Adam işleri tam açılırken gitmiştir.

Alacağım, yapacağım, kazanacağım. Hepimizin içinde böyle bir defter var.

Plan yapmak ayıp sayılmaz. Yarının efendisi olduğunu sanmak başka şeydir.

Defteri kapatmaya gerek yok. Kalemi hafif tutmak yeter.

3.19

Χρόνος ἐστὶν ἐν ᾧ καιρός, καὶ καιρὸς ἐν ᾧ χρόνος οὐ πολύς.

Chronos estin en hō kairos, kai kairos en hō chronos ou polys.

Zaman, içinde fırsatın bulunduğu şeydir; fırsat ise içinde çok zamanın bulunmadığı şey.

Hipokrat Külliyatı, Parangeliai (Precepts) 1 (Littré IX, 250).

Hipokrat'a nispet edilir; metin külliyatın adı altında gelmiştir, Hipokrat'ın kendi kaleminden olduğu kesin değildir.

Yunancada zaman için iki kelime var. Biri akan zaman. Öbürü doğru an.

Bu bir hekim metni. İyileşme vakit ister, diyor, bazen de tam o anı.

Her ömürde böyle anlar olur. Açılmayan bir telefon, söylenmemiş bir söz.

Uzun zamanın içinde kısacık bir kapı.

Hazırlık, beklemekten farklıdır. Gözün açık durmasıdır.

3.20

ταράσσει τοὺς ἀνθρώπους οὐ τὰ πράγματα, ἀλλὰ τὰ περὶ τῶν πραγμάτων δόγματα.

Tarassei tous anthrōpous ou ta pragmata, alla ta peri tōn pragmatōn dogmata.

İnsanları huzursuz eden şeyler değil, şeyler hakkındaki yargılarıdır.

Epiktetos, Enchiridion 5, MS 2. yüzyıl.

Epiktetos hemen bir örnek verir: Ölüm korkunç olsaydı Sokrates'e de öyle görünürdü.

Korkunç olan, ölüm hakkındaki yargıdır.

Bu teselli sayılmaz. Bir iş tarifidir.

Bir şey canını sıktığında olayı bırak, olaya yapıştırdığın cümleyi ara.

Çoğu zaman orada şu yazar: Böyle olmamalıydı.

3.21

ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμβαίνουσιν ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ.

Potamoisi toisin autoisin embainousin hetera kai hetera hydata epirrei.

Aynı ırmaklara girenlerin üzerine hep başka başka sular akar.

Herakleitos, Fragman B12 (Diels-Kranz).

Bilinen cümle başkadır: Aynı ırmağa iki kez girilmez.

Bu fragman daha sakin konuşur. Irmak aynı. Su başka.

Adı değişmeyen şeylerin içi değişir. Ev, evlilik, dostluk, insan.

Aynı kapıdan girersin. Aynı odada olmazsın.

Bunda hem hüzün var, hem bir serbestlik. Dünkü sen de yok artık.

3.22

Tout le malheur des hommes vient d'une seule chose, qui est de ne savoir pas demeurer en repos dans une chambre.

İnsanların bütün mutsuzluğu tek bir şeyden gelir: bir odada rahat oturmayı bilmemekten.

Blaise Pascal, Pensées (Brunschvicg 139 / Lafuma 136), 1670.

Bir oda. Bir sandalye. Yapılacak bir şey yok.

Pascal'a göre mutsuzluk buradan başlıyor.

Oturan biraz sonra kalkar. İşe, kalabalığa, ekrana gider. Neden kalktığını söyleyemez.

Odada kalınca zaman duyulur.

Korku yok olmaz. Tanıdık olur. Tanıdık olan daha az korku verir.

Oda küçüktür. Kaçılan şey büyük.

3.23

Que philosopher, c'est apprendre à mourir.

Felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir.

Michel de Montaigne, Essais I, 20, 1580.

Montaigne bölümü Cicero'yu anarak açar: Felsefe yapmak ölüme hazırlanmaktır.

Hazırlık ne demek? Valiz toplamaya benzer. Neyin götürülmeyeceğini bilmek.

Ölmeyi öğrenen hayatı küçümsemez. Hayatta neyin yük olduğunu görür.

Her gün biter. Akşam kapıyı kapatırken küçük bir prova yapılır.

Sabah aynı kapı açılınca gün daha hafif gelir.

3.24

…das Geheimniss, um die grösste Fruchtbarkeit und den grössten Genuss vom Dasein einzuernten, heisst: gefährlich leben!

Varoluştan en büyük verimi ve en büyük hazzı biçmenin sırrı şudur: tehlikeli yaşamak.

Friedrich Nietzsche, Die fröhliche Wissenschaft, § 283, 1882.

Cümlenin devamı var: Şehirlerinizi Vezüv'ün yamacına kurun, gemilerinizi bilinmeyen denizlere gönderin.

Nietzsche hasattan söz ediyor. Güvenli köşede kalanın ambarı küçük kalır.

Tehlike her zaman dışarıda değildir. Kendi karanlığına bakmak, kendi yetersizliğini görmek de bir yanardağ eteğidir.

Ömür kısa. Saklanarak da geçiyor.

3.25

Die Sorge ist Sein zum Tode.

Kaygı, ölüme doğru varlıktır.

Martin Heidegger, Sein und Zeit, § 65, s. 329 (1927; Niemeyer, 11. baskı, 1967).

"Das Dasein ist Sein zum Tode" lafzı eserde bulunmadı; aynı düşüncenin Heidegger'in kendi cümlesi kondu. Sorge burada "kaygı" diye çevrildi.

Heidegger insanın varlığına kaygı diyor. İşe, yarına, sevdiklerine dönük o bitmeyen uğraş.

Sonra ekliyor: Bu uğraş ölüme doğru gider.

Ölüm, ömrün sonundaki kapı sayılmıyor. Yürüdüğün yolun yönü sayılıyor.

Yön fark edilince yol değişmez. Bakış değişir.

Her "sonra yaparım" ölümü unutmuş bir cümledir.

Süre belli olmayınca her gün biraz daha sahici olur.

3.26

Le seul véritable voyage, le seul bain de Jouvence, ce ne serait pas d'aller vers de nouveaux paysages, mais d'avoir d'autres yeux.

Tek gerçek yolculuk, tek gençlik pınarı, yeni manzaralara gitmek olmazdı; başka gözlere sahip olmak olurdu.

Marcel Proust, La Prisonnière (À la recherche du temps perdu, V), 1923.

Yaygın cümle kısaltılmıştır. Proust devam eder: Evreni bir başkasının gözüyle görmek, yüz başkasının gözüyle.

Yeni ülkeye gidersin. Gözünü de götürürsün.

Dışarısı değişmeden içerisi değişebilir. İçerisi değişince dışarısı yeni görünür.

Aynı sokak, aynı bardak, aynı yüz.

Geçmiş geri gelmez. Ona bakan göz yenilenebilir.

3.27

El tiempo es la sustancia de que estoy hecho.

Zaman, yapıldığım maddedir.

Jorge Luis Borges, "Nueva refutación del tiempo", Otras inquisiciones, 1952.

Borges zamanı çürütmeye girişir. Denemenin sonunda teslim olur: Zaman beni götüren ırmaktır, ırmak da benim.

Ben zamanın içinde durmuyorum. Ondan yapılmışım.

Esiri olduğun şeye karşı durabilirsin. Kendi maddene karşı nerede durursun?

Bu cümleyi yazmak için bir parçamı harcadım. Okumak için sen de.

3.28

Страдание — да ведь это единственная причина сознания.

Stradaniye — da ved' eto yedinstvennaya prichina soznaniya.

Acı; oysa bilincin tek sebebi odur.

Fyodor Dostoyevski, Zapiski iz podpolya (Yeraltından Notlar), I. kısım, IX. bölüm, 1864.

Söz, romanın anlatıcısının ağzındandır.

Konuşan yazar değil. Yeraltındaki adam konuşuyor.

Cümleyi hüküm diye almak zor. Bir bağırış gibi dinlemek gerekir.

Acı içe iter. Acısız bir gün nasıl geçtiği bilinmeden geçer.

İnsan acıyı aramaz. Geleni yok da sayamaz.

O açılış acıyı haklı kılmaz. Sadece gözü açar.

3.29

Il faut imaginer Sisyphe heureux.

Sisifos'u mutlu hayal etmek gerekir.

Albert Camus, Le Mythe de Sisyphe, Paris: Gallimard, 1942.

Taş yine yuvarlanacak. Camus bunu değiştirmiyor.

Tepeye doğru mücadelenin kendisi, diyor, bir insan kalbini doldurmaya yeter.

Her gün aynı taş, aynı tepe. Çoğumuzun sabahı buna benzer.

Cümlenin kipine bakın: Hayal etmek gerekir. Sisifos'un mutlu olduğu söylenmiyor.

Yokuş aşağı inen adama nasıl bakacağın sana bırakılıyor.

3.30

Life is not a series of gig lamps symmetrically arranged; but a luminous halo, a semi-transparent envelope surrounding us from the beginning of consciousness to the end.

Hayat, simetrik dizilmiş bir sıra araba feneri değildir; bilincin başından sonuna kadar bizi saran ışıklı bir hâle, yarı saydam bir zarftır.

Virginia Woolf, "Modern Fiction", The Common Reader, 1925.

Bir sıra fener. Aralıkları eşit. Hayatı böyle anlatırız: Okul, iş, evlilik, emeklilik.

Woolf başka bir ışık görüyor. Bizi ilk andan son ana kadar saran yarı saydam bir zar.

Bir kokuyla yirmi yıl geri gidersin. Bir cümle seni geleceğe atar.

Hatıra sırayla gelmez.

Özgeçmişin anlatmadığı şey hayatın kendisidir.

3.31

Leben Sie jetzt die Fragen.

Şimdi soruları yaşayın.

Rainer Maria Rilke, Briefe an einen jungen Dichter, Worpswede, 16 Temmuz 1903 tarihli mektup (kitap: 1929).

Rilke genç bir şaire yazıyor. Şimdi, diyor.

Soruları kilitli odalar gibi, çok yabancı bir dilde yazılmış kitaplar gibi sevmeyi öneriyor.

Her şeyi çözmek zorunda değilsin.

Yıllarca taşınan bir soru bir sabah farklı görünür. O farklılık beklemenin meyvesidir.

Zaman burada düşman olmaktan çıkar. Sorunun olgunlaştığı yer olur.

3.32

Ὁ θάνατος οὐδὲν πρὸς ἡμᾶς· τὸ γὰρ διαλυθὲν ἀναισθητεῖ· τὸ δ' ἀναισθητοῦν οὐδὲν πρὸς ἡμᾶς.

Ho thanatos ouden pros hēmas; to gar dialythen anaisthētei; to d' anaisthētoun ouden pros hēmas.

Ölüm bizi ilgilendirmez; çünkü çözülen duymaz, duymayan da bizi ilgilendirmez.

Epikuros, Kyriai Doxai (Temel Öğretiler) 2.

Epikuros üç adımda yürüyor. Ölüm çözülmedir. Çözülen duymaz. Duymayan şey bize dokunmaz.

Hesap temiz. Gece yine de insanın aklına gelir.

Korkulan şey ölümün kendisi mi, onu düşünürken kaybedilen bugün mü?

Bu soru korkuyu bitirmez. Ama sofraya oturmasını engelleyebilir.

Yemek hâlâ sıcak. Hesabı sonra da yapılır.

3.33

All the world's a stage, And all the men and women merely players;

Bütün dünya bir sahnedir, bütün erkekler ve kadınlar yalnızca oyuncu.

William Shakespeare, As You Like It, II.7, 1623 (First Folio).

Söz, oyunda Jaques'in ağzındandır.

Bu sözü oyunda Jaques söylüyor. Ardından insanın çağlarını sayıyor.

Sahnede söylenmesi işin şakası. Oyuncu, oyuncu olduğunu söylüyor.

Rolünü ciddiye al, kendini rol sanma.

Çocuk, âşık, asker, yaşlı. Her biri girer, çıkar.

Perde iner. Geçici olduğunu bilen repliğini daha dikkatli söyler.