05/ 13

2. Bölüm: Aşk

14 dakikalık okuma

Gizli Hazine bilinmek istedi. İlk kıpırdanan şey aşk oldu.

Aşk bir konu değildir. İnsanın başına gelen bir olaydır.

Bu bölümde otuz üç ses var. Farklı dillerden, farklı yüzyıllardan.

Kimi yanarak söylemiş, kimi cetvelle ölçerek.

Hepsi aynı kapının önünde durmuş. Kapıyı açan olmuş mu, onu söz söylemez.

Okuyan bilir.

2.1

‘Işk makâmı ‘âlîdür ‘ışk kadîm ezelîdür ‘Işk sözini söyleyen cümle kudret dilidür

Yûnus Emre, Dîvân (13.-14. yy.); beyit için bk. A. Azmi Bilgin, “Yunus’un Sözü”.

Beyit, Dîvân'ın tenkitli metninden değil, Bilgin'in makalesinden alınmıştır.

Aşkın bir makamı vardır, diyor Yûnus. Çıkılacak bir yer gibi.

Sonra ekliyor: bu makam eskidir. Biz gelmeden önce de oradaydı.

Demek ki insan aşkı başlatmaz. Çoktan başlamış bir söze katılır.

O sözü söyleyen kendi dilini kullandığını sanır. Oysa dili kullanan başkasıdır.

İnsan bunu ancak susunca duyar.

2.2

Beni bende demen, bende değilem Bir ben vardır bende benden içeri

Yûnus Emre, Dîvân (13.-14. yy.), “içeri” redifli manzume.

Son kelime kaynaklarda “içeri” ve “içeru” biçimlerinde geçer.

Beni bende arama, diyor Yûnus. Ben burada değilim.

İnsan adını söyler, yaşını söyler, işini söyler. Hepsi doğrudur. Hiçbiri o değildir.

Bir ben daha vardır. İçeride, adı olmayan.

Ona ulaşmak için yürümek gerekmez. Görünen beni biraz kenara çekmek yeter.

Aşk bunu insanın elinden tutup yapar.

2.3

‘Işk imiş her ne var ‘âlemde ‘İlm bir kîl ü kâl imiş ancak

Fuzûlî, Türkçe Dîvân, kıt'a 19, haz. Kenan Akyüz, Süheyl Beken, Sedit Yüksel, Müjgân Cunbur, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1958.

Kıt'a numarası baskıya göre değişir: İnkılâp 2005 baskısında XVIII, Kılınç'ın edisyon kritik metninde 12.

Dünyada ne varsa aşkmış. İlim ise laf ü güftü.

Bu söz ilmi küçültmek için söylenmez. İlmin nerede durduğunu gösterir.

Bir şeyi anlatmak başkadır. Onun içinde yanmak başkadır.

İnsan ateşin tarifini ezbere bilir. Elini uzatmadan sıcağını bilmez.

Kitap kapanınca geriye kalan o sıcaklıktır.

2.4

مزجت روحك في روحي كما تمزج الخمرة بالماء الزلال فإذا مسك شيء مسني فإذا أنت أنا في كل حال

Müzicet rûhuke fî rûhî kemâ tümzecü'l-hamretü bi'l-mâi'z-zülâl Fe-izâ messeke şey'ün messenî fe-izâ ente ene fî külli hâl

Ruhun ruhuma karıştı, şarabın duru suya karıştığı gibi. Sana bir şey dokununca bana dokunur; her hâlde sen bensin.

Hallâc-ı Mansûr, Dîvân, Muk. 47, ed. Louis Massignon, Journal Asiatique, CCXVIII, 1931.

Şarap suya karışınca artık ayıramazsın. Hangi damla hangisiydi, kimse bilmez.

Hallâc iki ruhu böyle anlatıyor.

Sana bir şey dokunsa bana dokunur.

Sevdiğinin acısını kendi canında duymuş olan bilir. Bu söz o duyguyu sonuna kadar götürüyor.

Artık iki ayrı haber yok. Tek haber var.

O yüzden sevmek kolay sayılmaz. Bütün yaraların adresi birleşir.

2.5

خداوندا! اگر تو را از بیم دوزخ می‌پرستم در دوزخم بسوز، و اگر به امید بهشت می‌پرستم، بر من حرام گردان. و اگر برای تو تو را می‌پرستیم، جمال باقی دریغ مدار.

Allahım! Sana cehennem korkusuyla kulluk ediyorsam beni cehennemde yak. Cennet umuduyla kulluk ediyorsam cenneti bana haram et. Sana senin için kulluk ediyorsam bâki cemâlini benden esirgeme.

Râbia el-Adeviyye (Attâr'ın aktarımıyla) — Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü'l-Evliyâ, “Zikr-i Râbia-i Adeviyye” bölümü.

Söz, Attâr'ın Farsça aktarımıyla bilinir; yaygın Arapça lafız bu metinde görülmedi.

Korkuyla yapılan iş korkuya aittir. Ödül için yapılan iş ödüle.

Râbia ikisini de masadan kaldırıyor. Yak beni, diyor. Mahrum et.

Geriye tek bir soru kalıyor: Hiçbir şey almayacak olsan yine sever miydin?

Bu soruyu insan kendine sormaktan çekinir. Cevabı duymak istemez.

Hesap bittiği yerde sevgi yeni başlar.

2.6

لقد صار قلبي قابلا كل صورة فمرعى لغزلان ودير لرهبان

Lekad sâra kalbî kâbilen külle sûretin fe-mer'an li-gızlânin ve deyrun li-ruhbânin

Kalbim her sûreti kabul eder oldu: ceylanlara otlak, rahiplere manastır.

İbn Arabî, Tercümânü'l-Eşvâk, XI. manzume, 13. beyit; nşr. ve trc. Reynold A. Nicholson, Londra, 1911.

Kalp bir duvar olmaktan çıkınca bir otlağa dönüşür.

Ceylan da gelir, keşiş de. Kimse kapıda kimlik sormaz.

Bu kolay bir genişlik sanılır. Oysa kalp kendi hâline bırakılınca kapanmaya meyleder.

Açık kalmak bir emektir. Her gün yeniden.

İbn Arabî bu otlağı bir sevginin ardından anlatır. Çünkü kalbi açık tutan fikir değil, sevilen birinin yüzüdür.

2.7

عشق ز اوصاف خدای بی نیاز عاشقی بر غیر او باشد مجاز

Aşk zi evsâf-ı Hudâ-yı bî-niyâz Âşıkî ber gayr-ı û bâşed mecâz

Aşk, hiçbir şeye muhtaç olmayan Tanrı'nın sıfatlarındandır; O'ndan başkasına âşıklık mecazdır.

Mevlânâ, Mesnevî, VI. Defter (Ganjoor bölüm 28).

Aşk bizim bir hâlimiz sanılır. Gelir, gider, biter.

Mevlânâ yeri değiştiriyor. Aşk önce Onun sıfatıdır, diyor. Bize ondan bir pay düşer.

Bir insanı sevdiğinde yanlış yapmış olmazsın. Yalnız bir kelimeyi asıl anlamından önce okumuşsundur.

Mecaz yalan değildir. Gerçeğe giden köprüdür.

Köprüde ev kurulmaz.

2.8

هرگز نمیرد آن که دلش زنده شد به عشق ثبت است بر جریدهٔ عالم دوام ما

Hergiz nemîred ân ki dileş zinde şod be-aşk Sebt est ber cerîde-i âlem devâm-ı mâ

Gönlü aşkla dirilen asla ölmez; bizim sürekliliğimiz âlemin defterine yazılmıştır.

Hâfız, Dîvân, gazel 11 (Ganjoor numarası), 14. yy.

Ölüm bedenin başına gelir, diye biliriz. Hâfız başka bir ölüm soruyor.

Yürüyen, konuşan, işini gören ama içi çoktan susmuş insanı hepimiz tanırız.

Dirilmek de içeride olur. Bir gün bir yüz, bir ses, bir söz dokunur.

O an bir deftere yazılır. Defterin sahibini kimse görmez.

Yazı yine de silinmez.

2.9

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Şeyh Gâlib, Dîvân, “Ey dil ey dil” musammatının vasıta beyti (18. yy.).

Söz Hüsn ü Aşk'ta değil, Dîvân'daki musammattadır.

Kendine iyi bak, diyor Gâlib. Sen âlemin özüsün. Varlığın gözbebeği sensin.

İnsan kendini başkasının bakışından tanır. Beğenilince büyür, beğenilmeyince küçülür.

Oysa hoşça bakmak ayna önünde durmak değildir. Kendine emanet gibi bakmaktır.

Emanet övünmek için taşınmaz. Özenle taşınır. Düşmesin diye, kırılmasın diye.

2.10

Dinle sana bir nasihat edeyim Hatırdan, gönülden geçici olma

Karacaoğlan, nasihat koşması (17. yy.).

Sözlü gelenekten gelen bir koşmadır; metin yayımlara göre değişebilir.

Burada “geçici” bugünkü anlamında değil. Geçen, vazgeçen demek.

Bir hatırı kırıp yürüme, diyor Karacaoğlan. Bir gönülden kolayca vazgeçme.

Aynı koşmanın sonunda sevenin sözünden de geçme, der.

Sevmek büyük laflarla sürmez. Bir sözü yere düşürmemekle sürer.

Halkın aşkı biraz da budur: yanında durmak.

2.11

हेरत हेरत हे सखी, रह्या कबीर हेराइ। बूँद समानी समद मैं, सो कत हेरी जाइ॥

Herat herat he sakhî, rahyâ Kabîr herâi Bûnd samânî samad main, so kat herî jâi

Ara ara, ey dost, Kabîr kendini yitirdi; damla denize karıştı, artık nerede aranır?

Kabîr, Kabîr Granthâvalî, “Lâbi kau ang”, sâkhî 3.

Arıyordu. Aradıkça kayboldu.

Kabîr bunu bir yenilgi gibi anlatmıyor. Damla denize düştü, diyor. Şimdi nerede bulursun?

Damla kendini kaybetti mi, yoksa ilk kez deniz mi oldu?

Bu soruyu damlaya soramazsın. Cevap verecek kimse kalmamıştır.

Aramak bir yere kadar insanın işidir. Sonrası denizin.

2.12

l'amor che move il sole e l'altre stelle

güneşi ve öteki yıldızları döndüren aşk

Dante Alighieri, La Divina Commedia, Paradiso XXXIII, 145 (yak. 1321).

Koca bir yolculuk. Cehennem, araf, cennet.

Ve en son satırda tek bir kelime kalıyor.

Dante yıldızların hareketini anlatırken kendi arzusunun da aynı çarkla döndüğünü söyler.

Gökyüzüne bakmak bu yüzden tuhaftır. Uzak sandığın şey göğsünde atan şeyle aynı elden çıkmıştır.

Küçük bir sevgi küçük olduğu için başka bir şey değildir.

2.13

I am only waiting for love to give myself up at last into his hands.

Yalnızca aşkı bekliyorum, sonunda kendimi onun ellerine bırakmak için.

Rabindranath Tagore, Gitanjali, 17 (İngilizce baskı, 1912).

Beni bağlamaya gelirler, diyor Tagore. Kanunlarıyla, kurallarıyla. Sıyrılırım.

Geç kaldım, ayıplıyorlar. Haklılar.

Ama beklediği şey bir başkasına benzemiyor. Kendini verecek bir el arıyor.

İnsan her şeyi verir de kendini elinde tutar.

Asıl hediye o son kalan parçadır. Onu vermek için acele edilmez.

2.14

When love beckons to you, follow him, Though his ways are hard and steep.

Aşk sizi çağırdığında ardından gidin, yolları sarp ve dik olsa da.

Halîl Cibrân, The Prophet, “On Love” (1923).

Aşk seni çağırdığında git, diyor. Ama yolun kolay olduğunu söylemiyor.

Dürüst bir davet bu. Harita verir, ayakkabı vermez.

İnsan sarp yoldan korkar. Düz yolun da bir yere varmadığını çok sonra anlar.

Çağrıyı duymak kolaydır. Zor olan ertesi sabah da yürümektir.

2.15

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Dünya bağının hem güzünü hem baharını gördük.

Nâbî, Dîvân, gazel (17.-18. yy.).

Nâbî'nin bu gazeli malının elinden alındığı günlerde yazdığı söylenir.

Yakınmıyor. Gördük, diyor, o kadar.

Baharı gören insan bahar sürecek sanır. Güzü görünce bir daha gelmeyecek sanır.

İkisini de görmüş olan bahçeye başka bakar.

Sevgi de böyledir. Mevsimleri görmeden kimse bahçeyi bildiğini söyleyemez.

2.16

عشقی که نه عشق جاودانی است بازیچهٔ شهوت جوانی است

Aşkî ki ne aşk-ı câvidânî est Bâzîçe-i şehvet-i cevânî est

Ebedî olmayan aşk, gençlik arzusunun oyuncağıdır.

Nizâmî Gencevî, Leylâ vü Mecnûn, “Mecnûn'un Leylâ aşkıyla ağlaması” bölümü.

Nizâmî sert konuşuyor. Sürmeyen şeye aşk demiyor.

Arzunun kusuru yok. Gençlikte ateş ateştir.

Ama ateşi odunu bitince sönen şeyden ayırmak gerekir.

Hemen ardından şöyle der: aşk odur ki eksilmez.

Mecnûn'un hikâyesi bu cümleyi anlatmak için tutulmuş çok uzun bir yoldur.

2.17

Ἔρως δ᾽ ἐστὶν ἔρως περὶ τὸ καλόν

Erôs d'estin erôs peri to kalon

Eros, güzele duyulan aşktır.

Platon, Symposion 204b.

Söz, Sokrates'in Diotima'dan aktardığı konuşmada geçer.

Platon'da bu sözü bir kadın söyler. Diotima. Sokrates onu dinleyen kişidir.

Aşk güzele yönelir, der. Demek ki aşkın kendisinde bir eksik vardır.

Sahip olduğunu kimse aramaz.

Bir yüze bakıp iç çeken insan o yüzden fazlasını istediğini çoğu zaman bilmez.

Güzel bir kapıdır. Önünde durup kalanlar da olur.

2.18

Denn das Schöne ist nichts als des Schrecklichen Anfang, den wir noch grade ertragen

Çünkü güzel, dehşetin ancak dayanabildiğimiz başlangıcından başka bir şey değildir.

Rainer Maria Rilke, Duineser Elegien, I. Ağıt (1923).

Güzel bizi rahatlatsın isteriz. Rilke tersini söylüyor.

Dayanabildiğimiz yere kadar güzeldir, diyor. Biraz daha yaklaşsa taşıyamayız.

Bir müzik parçasında nefesin kesildiği an bunu bilir.

Sevdiğin yüzün önünde sesi titreyen insan da bilir.

Titreme bir zayıflık sayılmamalı. İnsan büyük bir şeyin yanında durduğunu öyle anlar.

2.19

Amor est laetitia concomitante idea causae externae.

Sevgi, bir dış nedenin fikrinin eşlik ettiği sevinçtir.

Baruch Spinoza, Ethica, III. Kısım, Duyguların Tanımları, VI (1677).

Spinoza sevgiyi cetvelle çizer. Bir sevinç, bir de sevincin nedeni.

Şiir yok. Yine de yanlış değil.

Sabah biri aklına düşer ve için ferahlar. Hepsi bu kadar sade.

Demek ki sevmek başkasını kendi sevincine sebep bilmektir.

Soğuk görünen bir tanım bazen en sıcak şeyi en doğru yerinden tutar.

2.20

Es ist immer etwas Wahnsinn in der Liebe. Es ist aber immer auch etwas Vernunft im Wahnsinn.

Aşkta her zaman biraz delilik vardır. Ama delilikte de her zaman biraz akıl vardır.

Friedrich Nietzsche, Also sprach Zarathustra, I, “Vom Lesen und Schreiben” (1883).

Aşkın aklı götürdüğünü herkes söyler. Nietzsche ikinci cümleyi ekliyor.

Delilikte de bir akıl var.

Hesap kitap bilmeyen biri sevdiğinin adımını nasıl tanır? Sesinden yorgunluğunu nasıl anlar?

Bu bir bilgi türüdür. Kitabı yoktur.

Dışarıdan delilik görünür. İçeriden bakınca bazen tek akıllı iş odur.

2.21

любовь деятельная сравнительно с мечтательною есть дело жестокое и устрашающее.

lyubov' deyatel'naya sravnitel'no s mechtatel'noyu yest' delo zhestokoye i ustrashayushcheye

Eyleme dönüşen sevgi, hayaldeki sevgiye kıyasla acımasız ve ürkütücü bir iştir.

Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler, II. Kitap, 4. bölüm (1879-1880).

Hayalde sevmek kolaydır. Hayaldeki insan geç kalmaz, kırmaz, yorulmaz.

Sevdiğin insan ise sabah uyanır.

Huysuzdur. Aynı şeyi üçüncü kez anlatır. Teşekkür etmeyi unutur.

İşte sevgi tam orada başlar. Alkış yoktur, tanık yoktur.

Dostoyevski bunu korkutmak için söylemez. Tesellisini hazırda tutanlar bu işe girmesin diye söyler.

2.22

On ne voit bien qu'avec le cœur. L'essentiel est invisible pour les yeux.

İnsan ancak kalbiyle iyi görür. Asıl olan gözlere görünmez.

Antoine de Saint-Exupéry, Le Petit Prince (1943).

Tilki bunu ayrılırken söyler. Sırrım çok basit, der.

Basit olması işi kolaylaştırmaz.

Göz sayar, ölçer, karşılaştırır. Bin gülün içinde bir gülü seçemez.

Kalp sayamaz. Ama hangisine su verdiğini bilir.

Çocuk kitabı diye açılır. Kapanınca insan kendi bahçesine bakar. Hangi güle su verdiğini sorar.

2.23

Aimer, c'est agir.

Sevmek, eyleme geçmektir.

Victor Hugo'ya atfedilen son not (Mayıs 1885); bk. Marva A. Barnett, To Love Is to Act, Swan Isle Press, 2019.

Les Misérables'ta değildir. Hugo'nun ölümünden günler önce yazdığı aktarılır; tarih kaynaklara göre değişir, el yazması görülmedi.

Üç kelime. Hugo'nun ölümüne günler kala yazdığı aktarılır.

Bir ömrün sonunda kalan cümle bu ise üzerinde durmak gerekir.

Seviyorum demek bir bildiridir. Sevmek ise kapıyı açmak, yemeği koymak, hastanın başında uyanık kalmaktır.

Duygu başlatır. İşi eller görür. Sevgi en çok ellerde belli olur.

2.24

Man liebt zuletzt seine Begierde, und nicht das Begehrte.

İnsan sonunda arzusunu sever, arzuladığını değil.

Friedrich Nietzsche, Jenseits von Gut und Böse, § 175 (1886).

Rahatsız edici bir cümle. Aynaya tutulmuş gibi.

Gerçekten onu mu seviyorum, yoksa onu isterken kendimi hissetmeyi mi?

İstediğin şeye kavuşunca bir boşluk düştüyse cevap oradadır.

Bu soru sevgiyi yıkmaz. Sevgiyi yalandan ayırır.

İçine bakmaya cesaret eden daha az yanılır. Daha az da kırar.

2.25

Love's not Time's fool

Aşk, Zaman'ın soytarısı değildir.

William Shakespeare, Sonnets, 116 (1609).

Zaman yanakları alır. Dudakları alır. Orağı bunun için taşır.

Shakespeare bunu inkâr etmiyor. Aşk o orağın erişemediği yerde durur, diyor.

Yaşlı bir çiftin sessizce yan yana oturması bu dizenin en iyi şerhidir.

Güzellik eksilmiştir. Geriye kalan şey zamana borçlu değildir.

2.26

si vis amari, ama

Sevilmek istiyorsan sev.

Hecaton (Seneca'nın aktarımıyla) — Seneca, Epistulae Morales ad Lucilium, 9.6.

Söz Seneca'nın değil, onun aktardığı Stoacı Hecaton'undur.

Seneca bu sözü Hecaton'dan aktarır. İlaçsız, otsuz, büyüsüz bir sevda tılsımı gösteririm, der.

Sonra tılsımı açıklar. Üç kelime.

İnsan sevilmek için çok uğraşır. Güzelleşir, parlar, kanıtlar.

En kısa yolu bir yana bırakır.

Bu tılsım herkesin elindedir. Tek bedeli, önce senin vermendir.

2.27

οἷς συνείληχας ἀνθρώποις, τούτους φίλει, ἀλλ᾽ ἀληθινῶς.

Hois syneilêkhas anthrôpois, toutous philei, all' alêthinôs.

Kaderin seni yan yana getirdiği insanları sev, ama gerçekten sev.

Marcus Aurelius, Kendine Düşünceler (Τὰ εἰς ἑαυτόν), VI.39.

Uzaktaki insanlığı sevmek kolaydır. Marcus yakındakini söylüyor.

Seçmediğin komşuyu. Kapı arkadaşını. Aynı sofradaki huysuzu.

Sonra iki kelime daha ekliyor: ama gerçekten.

Demek ki sahtesi de varmış. Gülümseyip geçmek, nezaketle uzak durmak.

İnsan sevgisini en çok önündeki yüzde sınar. Başka bir sınav yeri yoktur.

2.28

Immature love says: "I love you because I need you." Mature love says: "I need you because I love you."

Olgunlaşmamış sevgi der ki: “Seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var.” Olgun sevgi der ki: “Sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum.”

Erich Fromm, The Art of Loving, II. Bölüm (1956).

Aynı kelimeler. Yerleri değişmiş.

İlkinde sevgi bir eksik kapatıyor. İkincisinde sevgi bir eksik yaratıyor.

İhtiyaç kötü bir şey değildir. Mesele hangisinin önde yürüdüğüdür.

Kendi boşluğundan kaçarak gelen karşısındakini görmez.

Boşluğuyla oturmayı öğrenen bir gün gerçekten birini özler. Özlemi artık bir açlık değildir.

2.29

Le cœur a ses raisons, que la raison ne connaît point.

Kalbin, aklın bilmediği nedenleri vardır.

Blaise Pascal, Pensées (Brunschvicg 277 / Lafuma 423), 1670.

Pascal bunu aklı küçültmek için yazmaz. Sınırını gösterir.

Bir insanı neden sevdiğini sayabilirsin. Gözleri, huyu, gülüşü.

Liste bitince sevgi hâlâ yerindedir.

Demek ki neden listede değildi.

Kalp de bilir, diyor Pascal. Onun bildiği şey kanıtla gelmez.

Akıl bunu kabul edince biraz daha akıllı olur.

2.30

así te amo porque no sé amar de otra manera

öyle seviyorum seni, çünkü başka türlü sevmeyi bilmiyorum

Pablo Neruda, Cien sonetos de amor, XVII (1959).

Sebep sorulsa verecek bir cevabı yok.

Başka türlüsünü bilmiyorum, diyor. Hepsi bu.

Bu bir acizlik gibi duyulur. Oysa insan en çok öğrenmediği şeyi iyi yapar.

Nefes almayı kimse ders almadı.

Sevgi de bir yerden sonra karar olmaktan çıkar. İnsanın yürüyüşüne karışır.

2.31

Kjerlighed troer Alt – og bliver dog aldrig bedragen.

Sevgi her şeye inanır, yine de asla aldatılmaz.

Søren Kierkegaard, Kjerlighedens Gjerninger (1847), bölüm başlığı; Søren Kierkegaards Skrifter, c. 9.

Her şeye inanan aldanmaz mı? Akıl hemen itiraz eder.

Kierkegaard'ın dediği başka. Sevgiyi kendine kalkan yapmayan kaybedecek bir şey bırakmamıştır.

Kandırılmak bir şey almayı bekleyenin başına gelir.

Veren ne kaybeder?

Seven, güvendiği için gülünç olabilir. Bu gülünçlüğü kendi rızasıyla taşır.

2.32

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb Kılma dermân kim helâkim zehr-i dermânındadır

Fuzûlî, Türkçe Dîvân, gazeller (16. yy.).

Söz Leylâ vü Mecnûn'da değil, Dîvân gazellerindedir; gazel numarası görülmedi.

Hekim iyi niyetlidir. Hastayı kurtarmak ister.

Hasta ise elini çekiyor. Bu dert benim, diyor. İlacın beni öldürür.

Kimi acılar insanın kim olduğunu taşır. Onları söküp atınca geriye sağlıklı bir yabancı kalır.

Fuzûlî derdi övmüyor. Yalnızca derdiyle tanışmış birinin sesiyle konuşuyor.

2.33

چون چراغی نور شمعی را کشید هر که دید آن را یقین آن شمع دید

Çûn çerâğî nûr-ı şem'î râ keşîd Her ki dîd ân râ yakîn ân şem' dîd

Bir kandil bir mumdan ışık aldığında, onu gören, kesinlikle o mumu görmüştür.

Mevlânâ, Mesnevî, I. Defter, Pîr-i Çengî hikâyesi.

Mum yanar. Yanındaki kandil ondan tutuşur.

Sonra bir başkası. Sonra yüzüncüsü.

Mevlânâ der ki sonuncuyu gören ilkini görmüş olur.

Işık el değiştirir, eksilmez.

Bu bölüm burada kapanıyor. Bir sözden bir söze, bir gönülden bir gönle.

Şimdi sıra sende. Yanında sönük duran bir kandil var mı, bak.