04/ 13

1. Bölüm: Gizli Hazine

14 dakikalık okuma

Her yolculuk sessiz bir noktadan başlar. Henüz hiçbir şeyin adının konulmadığı, hiçbir şeyin şekil almadığı bir yerden.

Tasavvuf geleneğinde buna Gizli Hazine denir.

İlk kapı en sessiz kapıdır. Çünkü hakikat çoğu zaman gürültüyle değil, içte beliren bir çağrıyla duyulur.

1.1

كنت كنزا لم أعرف فأحببت أن أعرف فخلقت الخلق وتعرفت إليهم فعرفوني

Küntü kenzen lem u'raf fe-ahbebtü en u'raf fe-halaktü'l-halka ve tearraftü ileyhim fe-arafûnî

Bilinmeyen bir hazineydim, bilinmek istedim de yaratılmışları yarattım; onlara kendimi tanıttım, onlar da beni tanıdı.

Tasavvuf geleneği (hadis-i kudsî olarak aktarılır) — İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, II, 322 ve II, 399; Aclûnî, Keşfü'l-hafâ, II, 132 (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kenz-i Mahfî", c. 25, s. 258-259 üzerinden).

Tasavvuf geleneğinde hadis-i kudsî olarak aktarılır; hadis kaynaklarında yoktur. İbn Teymiyye mevzû saymıştır. Ali el-Kārî hadis olmadığını, ama anlamının Zâriyât 51/56 ile uyuştuğunu söyler. İbnü'l-Arabî "naklen sabit değil, keşfen sahih" der.

Hazine saklıydı. Ama saklı kalmak da bir çeşit yalnızlıktır.

Bilinmek istedi. Ve o istekle varlık doğdu.

Yıldızlar, dağlar, insanlar... Hepsi o ilk isteğin yankısıdır.

İnsan bu yüzden arar. Bir şey eksikmiş gibi yaşar.

Oysa mesele şudur: Arayan insan değildir. Hazine kendini aramaktadır.

1.2

الإنسان سري وأنا سره

El-insânü sırrî ve ene sırruhû

İnsan benim sırrımdır, ben de onun sırrıyım.

Tasavvuf geleneği — [KAYNAK GEREKLİ]

Bu söz Fusûsü'l-Hikem'de doğrulanamadı. Kütüb-i sittede yoktur; hadis olarak sunulmamalıdır.

İnsan bir sır taşır. Ama sır tek taraflı değildir.

İnsan hakikatin sırrıdır; hakikat de insanda gizlenir.

Kendini arayan kişi bazen şunu fark eder: aradığı şey çoktan onun içinde oturmaktadır.

Sır dediğimiz şey, iki ayrı varlığın arasındaki mesafe değil, birbirine açılan iki derinliktir.

1.3

أنا من أهوى ومن أهوى أنا / نحن روحان حللنا بدنا

Ene men ehvâ ve men ehvâ ene / Nahnü rûhâni halelnâ bedenâ

Ben sevdiğimim, sevdiğim de ben; biz bir bedene girmiş iki ruhuz.

Hallâc-ı Mansûr, Dîvân, Muk. 57, ed. Louis Massignon, Journal Asiatique, CCXVIII, 1931.

Serrâc ve Kelâbâzî beyti adını vermeden "bazıları"na verir; Gazzâlî (Mişkâtü'l-Envâr) ve Baklî açıkça Hallâc'a verir (Massignon'un notu).

Aşk birleştirmez gibi görünür, önce ayırır. İnsanı kendinden eder.

Sonra daha derin bir kendiliğe götürür.

Seven ile sevilen arasındaki çizgi incelir. Bir noktadan sonra kim seviyor, kim seviliyor anlaşılmaz.

Bu sözü tehlikeli yapan tam da budur: Aşkın sonunda iki kişi kalmaz.

1.4

گنج مخفی بُد ز پُری چاک کرد / خاک را تابان‌تر از افلاک کرد

Genc-i mahfî bud zi pürî çâk kerd / Hâk râ tâbân-ter ez eflâk kerd

Gizli hazine doluluktan yarıldı; toprağı göklerden parlak kıldı.

Mevlânâ, Mesnevî, I. defter, "Halîfenin hediyeyi kabulü" bölümü (Ganjoor metninde 2870. beyit).

Beyit numarası Ganjoor sayımıyla hesaplandı; Nicholson baskısında birkaç beyit farklı olabilir, baskıya girmeden denetlenmelidir.

İnsan çoğu zaman dışarıya bakar. Servet arar, güç arar, başarı arar.

Ama hazine saklanmaya sığmaz. Dolar, taşar, kabını yarar.

Toprak bunun için parlar. Göklerden önce ayağının altındaki yer.

İnsan da topraktandır. İçine bakmak bu yüzden zordur. Yarık oradan başlar.

Kabı kıran içindekidir.

1.5

Hak cihâna doludur, kimseler Hakk'ı bilmez Anı sen senden iste, o senden ayru olmaz

Yûnus Emre, Dîvân (Helminski dizininde CCLXI).

Lafız antoloji ve dergi alıntılarından alındı; Tatcı tenkitli metniyle karşılaştırılıp şiir numarası baskıdan önce denetlenmelidir.

İnsan önce dışarıda arar. Şehirlerde, insanlarda, kitaplarda.

Bir gün yorulur. Durur.

İşte o anda fark eder: Aradığı şey hiçbir zaman kaybolmamıştı.

Sadece yanlış yöne bakıyordu.

1.6

道可道,非常道

Dào kě dào, fēi cháng dào

Söylenebilen yol, değişmez yol değildir.

Lao Tzu, Tao Te Ching, 1.

Kitabın ilk cümlesi bir uyarıdır. Söylenebilen yol, o yolun kendisi olmaz.

Dil hakikati tutamaz. Bu, hakikatin olmadığını göstermez. Yalnızca kelimelerden taştığını gösterir.

Yine de kitap yazılmıştır. Söz, kendi sınırını söyleyerek işe yarar.

Gizli hazine bu anlatılmaz alanda oturur. Ona bazen kelimeyle değil, susarak yaklaşılır.

1.7

तत्त्वमसि

Tat tvam asi

Sen osun.

Uddâlaka Âruni (Upanişad geleneği) — Chandogya Upanişad, 6.8.7.

Uddâlaka, oğlu Şvetaketu'ya örnek üstüne örnek verir. Arıların balı, akan ırmaklar. Her birinin sonunda aynı cümle gelir: Sen osun.

Dokuz kez tekrar eder. Bir kez duymak yetmez çünkü.

Gizli hazine bir yere saklanmamıştır. Onu görmek için 'ben' ile 'öteki' arasındaki keskin çizgiyi yumuşatmak gerekir.

1.8

φύσις κρύπτεσθαι φιλεῖ

Physis kryptesthai philei

Doğa gizlenmeyi sever.

Herakleitos, fr. B 123 (Diels-Kranz).

Herakleitos bunu üç kelimeyle söyledi.

Doğa yüzeyde durmaz. Onu anlamak isteyen yüzeyle yetinmez.

İlginç olan fiildir: sever. Gizlenmek bir zorunluluk gibi söylenmez, bir eğilim gibi söylenir.

Böyle bakınca gizlilik engel olmaktan çıkar. Bir davete döner.

Seven saklanır, çünkü aranmayı bekler.

1.9

Rather, the kingdom is inside of you, and it is outside of you.

Krallık sizin içinizdedir ve dışınızdadır.

Tomas İncili, logion 3 (Nag Hammadi II, 2), İngilizce çev. Thomas O. Lambdin.

Söz İngilizce çeviriden verildi; Kıptîce aslı görülmedi.

Önderleriniz 'krallık denizde' derse, der metin, balıklar sizi geçer.

Krallık bir yer adı değildir. İçinizdedir. Ve dışınızdadır.

İkinci yarı kolay unutulur. İçini bulan dışarıyı inkâr etmez. Dışarıya başka gözle bakar.

Uzağa gitmek gerekmez. Durduğun yerden başlanır.

Başlamak için bir şey eksik değildir.

1.10

Nach Innen geht der geheimnißvolle Weg.

Gizemli yol içe doğru gider.

Novalis, "Blüthenstaub", fr. 16, Athenaeum, I, Berlin, 1798, s. 70-106.

Dışarıdaki yolların haritası vardır. Bu yolun yoktur.

'Gizemli' kelimesi burada anahtardır. Her insan onu kendi adımıyla yürür. Başkasının tarifi yön gösterir, ama yolu senin yerine yürümez.

Doğaya bakan göz bir gün kendi içine de bakar.

Aynı şeyi gördüğünde şaşırır.

Yol orada başlar.

1.11

Daz ouge, dâ inne ich got sihe, daz ist daz selbe ouge, dâ inne mich got sihet.

Tanrı'yı içinde gördüğüm göz, Tanrı'nın beni içinde gördüğü gözün ta kendisidir.

Meister Eckhart, Orta Yüksek Almanca vaazlar, "Qui audit me".

Vaaz adı ve numarası baskıdan önce Quint, Deutsche Werke I ile denetlenmelidir; kaynaklar 12 ve 13 numaraları arasında ayrışıyor.

Burada iki ayrı bakış yok. Tek bir bakış var.

İnsanın Tanrı'ya baktığı göz, Tanrı'nın ona baktığı gözdür.

Cesur bir söz bu. Ama en dikkatli anlarda gören ile görülen arasındaki çizgi bulanır.

Hazine bir yer olmaktan çıkar. Bir görme biçimine döner.

Onu bulan, bakışını içe çevirebilendir.

1.12

Vere tu es Deus absconditus.

Gerçekten sen kendini gizleyen Tanrı'sın.

İşaya 45:15, Vulgata; Blaise Pascal, Pensées, Brunschvicg 194 ve 242.

Söz Pascal'ın değil, Kitab-ı Mukaddes'indir; Pascal alıntılar.

Bu cümle önce bir peygamberin ağzından çıkar. İşaya, gizlenen Tanrı'ya seslenir.

Yüzyıllar sonra Pascal onu notlarına alır. Tanrı'nın gizli olduğunu söylemeyen din doğru değildir, diye yazar.

Gizli olan, olmayan değildir. Daha içeri çekilmiş olandır.

Arayan, bulamadığı yerde de bir iz görür.

1.13

Fecisti nos ad te et inquietum est cor nostrum, donec requiescat in te.

Bizi kendin için yarattın; kalbimiz sende huzur buluncaya dek huzursuzdur.

Augustinus, Confessiones, I.1.1 (yaklaşık 397-400).

Augustinus İtiraflar'a bu cümleyle girer.

Huzursuzluk burada hastalık gibi durmaz. Pusulayı andırır.

Herkes tanır bu hissi. Bir boşluk, bir eksiklik, bir özlem.

Kalp daha büyük bir şey için yapılmıştır. Küçük şeylerle doldurdukça huzursuz kalır.

Gizli hazine bu huzursuzluğun içinde saklıdır. Onu duymak, aramaya başlamaktır.

1.14

ὂν γὰρ τέλειον τῷ μηδὲν ζητεῖν μηδὲ ἔχειν μηδὲ δεῖσθαι οἷον ὑπερερρύη

On gar teleion tō mēden zētein mēde echein mēde deisthai hoion hypererryē

Hiçbir şey aramadığı, hiçbir şeye sahip olmadığı, hiçbir şeye muhtaç olmadığı için tam olan Bir, adeta taştı.

Plotinos, Enneadlar, V.2.1.

Plotinos'un Bir'i hiçbir şey aramaz. Hiçbir şeye sahip değildir. Hiçbir şeye muhtaç değildir.

Cümlenin devamı şaşırtır: Bu tamlıktan taşar, der. Taşan, başka bir şeyi var eder.

İnsan bunun tersini yaşar. Eksiklik duydukça koşar.

Hazineye yaklaşmak için aramayı bırakmak gerekmez. Hafifletmek yeter.

Boş ele daha çok şey sığar.

1.15

چون نگه کردند آن سی مرغ زود / بی‌شک این سی مرغ آن سیمرغ بود

Çün negeh kerdend ân sî murg zûd / Bî-şek în sî murg ân Sîmurg bûd

O otuz kuş hemen bakınca gördü: bu otuz kuş, kuşkusuz o Sîmurg'du.

Attâr, Mantıku't-Tayr, "Sî-murg der pîşgâh-ı Sîmurg" bölümü, Yûsuf'un kardeşlerinin hattı hikâyesi.

Kuşlar Sîmurg'u aramaya çıkar. Yol uzundur, çoğu düşer. Sonunda otuz kuş kalır.

Baktıklarında gördükleri kendileridir. Farsçada sî murg, otuz kuş demektir.

Arayan ile aranan aynı kelimede buluşur.

Hazine dışarıda değilse aramayı bırakmak mı gerekir? Hayır. Yol yürünmeden o yüze varılmıyor.

1.16

Dil-i dânâ gehî pinhân gehî peydâ olur.

Bilge gönül kimi zaman gizlenir, kimi zaman görünür.

Fuzûlî (atfedilir) — [KAYNAK GEREKLİ]

Fuzûlî Dîvânı'nın tam metnine ulaşılamadı; söz doğrulanamadı.

Bilge gönül bazen saklanır, bazen görünür.

Hazineyi arayan çoğu zaman parlak olana bakar. Yüksek sesle konuşanı, kendini göstereni izler.

Oysa bilen kendini duyurmaya çalışmaz. Göründüğü gün de sakladığını göstermiş olmaz.

Bulut geçer, ay kaybolur. Ay yerindedir. Değişen, bakanın gördüğüdür.

Her saklanış kayıp sayılmaz.

1.17

Zihî kenz-i hafî k'andan gelir her var olur peydâ

Ne güzel gizli hazine ki var olan her şey ondan gelir, görünür olur.

Niyâzî-i Mısrî, Dîvân (TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kenz-i Mahfî", c. 25, s. 258-259 üzerinden).

Gazel numarası Erdoğan baskısından eklenmelidir.

Mısrî'nin mısraı bölümün ilk sözüne döner. Gizli hazine burada bir övgüdür.

Ne varsa ondan gelir. Gördüğün her şey ondan görünür olmuştur.

Hazine saklıdır, ama saklandığı yer dünyanın kendisidir.

Bu yüzden arayan uzağa gitmez. Önündeki şeye bakar ve sorar: Bu nereden geldi?

1.18

Kendini bilen Rabbini bilir.

Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehû

Tasavvuf geleneği; Hacı Bektaş Velî'ye de atfedilir — Celâleddin es-Suyûtî, el-Kavlü'l-eşbeh fî hadîsi men arefe nefseh fekad arefe rabbeh (konuyu inceleyen risale).

Tasavvuf geleneğinde aktarılır; kütüb-i sittede geçmez, hadis olarak sunulmamalıdır. Makâlât'taki yeri görülmedi.

Kendini tanımak ile Rabbi tanımak burada iki ayrı iş gibi durmaz.

İnsan kendine bakmadan başka neye baktığını da bilemez.

Ne kadar yüzeyde yaşarsa kendinden o kadar uzaklaşır. Kendinden uzaklaşan her şeyden uzaklaşır.

Bu söz ödev vermez. Yalnızca yönü gösterir: İlk durak sensin.

1.19

Sırrî sırrullâhi fi'l-âlem.

Benim sırrım, Allah'ın âlemdeki sırrıdır.

Şems-i Tebrîzî (atfedilir) — [KAYNAK GEREKLİ]

Makâlât'ın metnine ulaşılamadı; söz doğrulanamadı. Makâlât Farsçadır; bu Arapça kalıp ayrıca şüphelidir.

Sır burada iç içedir. Bir sırrın içinde başka bir sır saklıdır.

İnsan dünyaya bakar, dünya ondan bir şey saklar. Kendine bakar, aynı şeyi orada görür.

Böyle bir söz mesafeyi azaltır. Perdeler incelir.

İnce perde korkutur. Çünkü arkası görünmeye başlar.

Bakmak bu yüzden cesaret ister.

1.20

آفتابی در یکی ذره نهان / ناگهان آن ذره بگشاید دهان

Âftâbî der yekî zerre nihân / Nâgehân ân zerre begşâyed dehân

Bir zerrede gizli bir güneş; ansızın o zerre ağzını açar.

Mevlânâ, Mesnevî, VI. defter, "Cuhî'nin karısının kadıya dönüşü" bölümü (Ganjoor metninde 4577. beyit).

Beyit numarası Ganjoor sayımıyla hesaplandı; Nicholson baskısıyla denetlenmelidir.

Büyük bir varlıkta değil, en küçük zerrede saklıdır güneş.

Hazine büyüklerin tekelinde değildir.

Sonra beklenmedik olur. Zerre ağzını açar. Saklı olan bir anda görünür.

İnsan bu gözle bakabilirse sıradan bir şey kalmaz. Bir taş, bir yaprak, bir avuç toprak.

Hepsi susar. Hepsi bekler.

1.21

گنج عشق خود نهادی در دل ویران ما / سایهٔ دولت بر این کنج خراب انداختی

Genc-i ışk-ı hod nihâdî der dil-i vîrân-ı mâ / Sâye-i devlet ber în künc-i harâb endâhtî

Aşkının hazinesini viran gönlümüze koydun; devlet gölgeni bu harap köşeye saldın.

Hâfız, Dîvân, gazel 433, beyit 5 (Ganjoor numaralaması).

Hazine süslü saraya konmaz. Harap gönle konur.

Görünüş içeriği yansıtmaz. İçi en zengin olan, dışı en bakımsız olabilir.

Hâfız kendi gönlüne viran demekten çekinmez.

İnsanın en yıpranmış yanı bazen en değerli şeyi taşır.

Yıkık duvar ışığı daha çok alır.

Yara, hazinenin kapısı olabilir.

1.22

المرء مخبوء تحت لسانه

El-mer'ü mahbûun tahte lisânihî

Kişi dilinin altında gizlidir.

Hz. Ali, Nehcü'l-Belâğa, hikmet 148 (derleyen Şerîf er-Radî); aynı cümle hikmet 392'de de geçer.

Nehcü'l-Belâğa, Hz. Ali'ye verilen sözlerin Şerîf er-Radî tarafından yapılmış derlemesidir.

İnsanı tanımanın yolu onu konuşturmaktır.

Dil iç dünyayı açar. Ne söylediği kadar, nasıl söylediği, hangi kelimeden kaçındığı da ele verir.

Bu bir uyarıdır aynı zamanda. Söylediğin şey bazen kendi içini sana gösterir.

Dil hem ayna hem perdedir. Hazine ikisinin arasında durur.

1.23

Man's main task in life is to give birth to himself, to become what he potentially is.

İnsanın hayattaki asıl görevi kendini doğurmak, olabileceği kişi olmaktır.

Erich Fromm, Man for Himself, 4. bölüm, 1947.

İnsan doğduğunda iş bitmez. Asıl doğum sonra başlar.

Bu doğumda ebe yoktur. İnsan kendi kendini doğurur. Olabileceği kişiye doğru.

Hazine burada bulunmayı beklemez. İşlenmeyi, büyütülmeyi bekler.

İçindeki imkân seni beklemektedir. Onu gerçek yapacak olan senin emeğindir.

Bu iş bir günde bitmez. Her sabah yeniden başlar.

1.24

When an inner situation is not made conscious, it happens outside, as fate.

Bir iç durum bilince çıkarılmadığında dışarıda, kader olarak gerçekleşir.

C. G. Jung, Aion, Collected Works 9/II, §126, İngilizce çev. R. F. C. Hull.

Yaygın "Until you make the unconscious conscious..." cümlesi Jung'un değildir; bu pasajın serbest özetidir. Almanca aslı görülmedi.

Fark etmediğin şey kaybolmaz. Sana dışarıdan gelir.

Aynı kavga başka insanlarla tekrar eder. Aynı kapı yüzüne kapanır. İnsan buna kader der.

Hazine yalnız ışıktan yapılmamıştır. Gölgesi de vardır.

İçinde olanı görmezsen hayat onu senin yerine sahneye koyar.

Kendini tanımak bu yüzden bir zorunluluktur.

1.25

...in sich zu gehen und die Tiefen zu prüfen, in denen Ihr Leben entspringt.

Kendi içine gitmek ve hayatının çıktığı derinlikleri yoklamak.

Rainer Maria Rilke, Briefe an einen jungen Dichter, 1. mektup, Paris, 17 Şubat 1903.

Genç bir adam şiirlerini Rilke'ye gönderir. Yazmalı mıyım, diye sorar.

Cevap dışarıdan gelmez. İçine in, der Rilke. Hayatının çıktığı yere bak.

Su bir yerden kaynar. Yüzeyde dolaşan suyun geldiği yeri bulamaz.

Soru şiir içindir. Ama her insanın bir sorusu vardır, cevabı aynı kaynaktadır.

1.26

If the doors of perception were cleansed everything would appear to man as it is, infinite.

Algı kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi, sonsuz görünürdü.

William Blake, The Marriage of Heaven and Hell, "A Memorable Fancy" (İşaya ve Hezekiel sahnesi) ardından.

Sorun dışarıda durmuyor. Dünya eksik değil. Bakış kirli.

Blake bu yüzden yeni bir dünya istemez. Bu dünyayı temiz görmek ister.

Hemen ardından söyler: İnsan kendini kapatmıştır.

Hazine bu kapının arkasındadır. Kapıyı kırmak gerekmez. Silmek yeter.

Cam temizlenince manzara değişmez. Sen görmeye başlarsın.

1.27

I went to the woods because I wished to live deliberately, to front only the essential facts of life.

Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak, yalnızca hayatın temel gerçekleriyle yüzleşmek istiyordum.

Henry David Thoreau, Walden, "Where I Lived, and What I Lived For", 1854.

Thoreau iki yıl iki ay göl kıyısında, kendi yaptığı evde yaşadı.

Bir kaçış değildi bu. Bir deneydi.

İnsan fazlasını soyarsa ne kalır?

Gizli hazineye giden yollardan biri basitleştirmektir. Hazine karmaşanın altında kaybolabilir.

Cümlenin devamı daha serttir: Ölürken yaşamamış olduğunu anlamamak için gitti.

1.28

Ἔνδον σκάπτε, ἔνδον ἡ πηγὴ τοῦ ἀγαθοῦ καὶ ἀεὶ ἀναβλύειν δυναμένη, ἐὰν ἀεὶ σκάπτῃς.

Endon skapte, endon hē pēgē tou agathou kai aei anablyein dynamenē, ean aei skaptēs

İçini kaz; iyiliğin pınarı içeridedir ve kazdıkça hep fışkırabilir.

Marcus Aurelius, Meditations, VII.59.

George Long'un İngilizcesi "Look within" der; Perseus'taki Yunanca metin "Ἔνδον σκάπτε" (içini kaz) okur.

Bunu bir imparator kendine yazıyordu.

Dışarıda gücü vardı. Yine de kendine şunu söylüyordu: İçini kaz.

Kaynak bir kez bulunup bırakılmaz. Hep kazılır. Kazdıkça su gelir, kazmayı bırakınca toprak kapanır.

Önce küçük bir nem görünür. Sonra su gelir.

İyilik dışarıdan verilmez. İçeriden çıkarılır.

Kürek senin elindedir.

1.29

Человек есть тайна. Ее надо разгадать, и ежели будешь ее разгадывать всю жизнь, то не говори, что потерял время.

Çelovek yest tayna

İnsan bir sırdır. Onu çözmek gerekir; ömrün boyunca çözmeye çalışsan bile zaman kaybettim deme.

Fyodor Dostoyevski — Dostoyevski, ağabeyi Mihail'e mektup, 16 Ağustos 1839; Polnoye sobraniye soçineniy, c. 28/1, Leningrad, 1985, s. 63.

Bu satırları yazdığında Dostoyevski on yedi yaşındadır. Ağabeyine yazar.

İnsan bir sırdır, der. Ömrün buna gitse, zaman kaybettim deme.

Sonra ekler: Bu sırla uğraşıyorum, çünkü insan olmak istiyorum.

Sırrı çözmek bir bilgi işi gibi durmaz. Arayan aradıkça insan olur.

Sır bitmez. Aramak da bitmez.

1.30

To will to be that self which one truly is, is indeed the opposite of despair.

Gerçekte olduğu benlik olmayı istemek, umutsuzluğun tam karşıtıdır.

Søren Kierkegaard (Anti-Climacus), Sygdommen til Døden, I. kısım, 1849; İngilizce çev. Walter Lowrie, Princeton, 1941.

Eski cümle Lowrie çevirisinin tam metninde yok. Danca aslı görülmedi.

Umutsuzluk dışarıdan gelmez. Kişi başkası olmaya çalıştıkça büyür.

Başkalarının beklentisiyle yaşayan hazinesini kapıda bırakmıştır.

Kendine yabancı kalan her yerde misafirdir.

Kierkegaard'ın ilacı kısadır: Olduğun kişi olmayı iste.

Söylemesi kolay. Çünkü istemek için önce o kişiyi görmek gerekir.

İşin zoru buradadır.

1.31

君子求諸己,小人求諸人。

Jūnzǐ qiú zhū jǐ, xiǎorén qiú zhū rén.

Olgun insan aradığını kendinde arar, küçük insan başkalarında.

Konfüçyüs, Lun Yu, XV. kitap (Wei Ling Gong).

Bir şey ters gidince insan önce çevresine bakar. Kim aldı, kim bozdu, kim vermedi.

Konfüçyüs iki insan ayırıyor. Biri aradığını kendinde arıyor. Öteki başkalarında.

İkisi aynı şeyi arıyor olabilir. Ayrıldıkları yer, elin gittiği yerdir.

Kendine dönen suçu da orada bulur, çareyi de.

Hazine çoğu zaman kimsenin kazmadığı yerde durur.

1.32

The longest journey Is the journey inwards.

En uzun yolculuk, içe doğru olan yolculuktur.

Dag Hammarskjöld, Markings, İngilizce çev. Leif Sjöberg ve W. H. Auden (özgün Vägmärken).

Söz İngilizce çeviriden verildi; İsveççe aslı görülmedi.

Dışarıdaki yolculuklar biter. Bir gün eve dönülür.

İçe doğru olan bitmez. Her adım başka bir odayı açar.

Bu bazen yorucudur. Ama hiçbir uzak şehir onun yerini tutmaz.

Çünkü o yolda kimse senin yerine yürümez.

En uzak yer, haritada olmayan yerdir.

Ve en yakındır.

1.33

अथ यदतः परो दिवो ज्योतिर्दीप्यते विश्वतः पृष्ठेषु सर्वतः पृष्ठेष्वनुत्तमेषूत्तमेषु लोकेष्विदं वाव तद्यदिदमस्मिन्नन्तः पुरुषो ज्योतिः

Atha yad atah paro divo jyotir dīpyate... idam vāva tad yad idam asminn antah puruṣe jyotih

Göğün ötesinde, her şeyin üstünde, en yüce âlemlerde parlayan ışık, insanın içindeki bu ışığın ta kendisidir.

Chandogya Upanişad, 3.13.7.

Tagore'a mal edilen İngilizce cümle Gitanjali'de yoktur; içerik bu Upanişad pasajıyla örtüşür.

Işık dışarıdan gelmez. En yükseğe bakan, sonunda kendi içine döner.

Bölüm bu sözle kapanır ve aynı anda açılır. Çünkü ışık hep vardı.

Yalnızca içe bakmak, gözün alışmasını beklemek gerekiyordu.

Bu otuz üç söz, farklı dillerin ve çağların aynı kapıya vurmasıdır.

Kapı içe açılır. Hazine içeridedir.