8. Bölüm: Kalp ve Sır
Sekizinci kapı en sessiz eşiktir.
Kalp, insanın merkezidir. Yalnızca bedende değil.
Bazı sözler buraya kadar gelir, durur. Bazıları içeri girer.
Bu bölümde kalbin nasıl gördüğüne, neyi sakladığına, neyi saklayamadığına bakıyoruz.
Sır tam söylenemez. Ama taşınabilir.
8.1
أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ. أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ
Elâ ve inne fi'l-cesedi mudğaten izâ salehat salehe'l-cesedü küllühû ve izâ fesedet fesede'l-cesedü küllühû, elâ ve hiye'l-kalb.
Dikkat edin, bedende bir et parçası vardır; o iyi olursa bütün beden iyi olur, o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin, o kalptir.
Hz. Muhammed (hadis; râvi Nu'mân b. Beşîr) — Buhârî, el-Câmiu's-sahîh, Kitâbü'l-Îmân, hadis no. 52; Müslim, el-Câmiu's-sahîh, Kitâbü'l-Müsâkât, kitap içi hadis 133.
Bedende küçük bir et parçası var. Her şey ona bağlanıyor.
O iyi olursa beden iyi olur. O bozulursa hiçbir şey yerinde kalmaz.
Doğru ile yanlışı insan çoğu zaman önce orada sezer. Akıl sonra gelir, gerekçe bulur.
Hazine içerideyse, o hazinenin evi burasıdır.
Bu bölüm bir soruyla açılıyor: Kalbin bugün nasıl?
8.2
ما وسعني لا سمائي ولا أرضي ولكن وسعني قلب عبدي المؤمن
Mâ vesianî lâ semâî ve lâ ardî ve lâkin vesianî kalbü abdiye'l-mü'min.
Beni ne göğüm sığdırdı ne yerim; ama mümin kulumun kalbi sığdırdı.
Tasavvuf geleneğinde aktarılır. Hükmü için: İbn Teymiyye, el-Fetâva'l-kübrâ, V, 88-93; Irâkî, İhyâ tahrîci, III, 15.
Hadîs-i kudsî diye anılır; hadis kaynaklarında sahih bir senedi yoktur. İbn Teymiyye İsrâiliyattan saymış, Irâkî aslını görmediğini söylemiştir. İbn Arabî'ye verilen lafız doğrulanamadı.
Yer dar geldi. Gök dar geldi.
Bir insanın göğsü yetti.
Ölçü burada bozulur. Büyük olan küçüğün içine girer, küçük olan büyüdüğünü bilmez.
Bir söz bütün bir ömrü değiştirir. Bir sevgi dünyanın yerini yeniden kurar. Bunu beden yapamaz.
Kalp ne kadar yer ayırırsa o kadar genişler.
8.3
Gönül Çalab'ın tahtı, gönüle Çalab baktı / İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
Gönül Tanrı'nın tahtıdır, Tanrı gönüle baktı; kim bir gönül yıkarsa iki dünyada da talihsizdir.
Yûnus Emre, Dîvân (Timurtaş 1989, s. 163'teki metinden: Çakıroğlu, "Yunus Emre Divanı'nda Gönül").
Söz taban metinde Hacı Bektaş Velî'ye verilmişti; beyit Yûnus Emre'nindir. Dîvân metninde "Gönül Çalabun tahtı ... kim gönül yıkarısa" yazılır.
Taht dendi mi insan saray düşünür. Yûnus bir göğüs gösteriyor.
Kâbe, mescit, tapınak elle yapılır. Gönül her insanla birlikte yürür. Hiçbir mimari istemez.
Sonra dize keskinleşir. Kim bir gönül yıkarsa iki dünyada da talihsizdir.
Taş duvar yeniden örülür. Kırılan gönül için aynı şeyi söylemek zor.
8.4
Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni
Yûnus Emre, Dîvân (Tatcı, Yunus Emre Divanı Tenkitli Metin, MEB 2005, C. II; metin Kurnaz 2009'dan).
Eski yazımla: "Işkun aldı benden beni / Bana seni gerek seni".
Bir mısra, bir teslim.
Aşk gelmiş, kişiyi kendinden almış. Geriye bir istek kalmış.
Bana seni gerek seni.
Kelime iki kez söyleniyor. Söylenecek başka bir şey kalmamış.
Akıl hesap yapar. Kalp hesapsız verir.
Bu şiirde her dörtlük aynı cümleye dönüyor. Kalp de böyledir, aynı kapıyı çalar.
8.5
Görinen sanma Niyâzînüñ hemân sen mülküñi / Göñli bir vîrânedür kim genc-i pinhân andadur
Niyâzî'nin mülkünü yalnız görünenden ibaret sanma; gönlü, içinde gizli hazine bulunan bir viranedir.
Niyâzî-i Mısrî, Dîvân, gazel 33, beyit 9 (Kaplan 2023'teki atıf: N.D. 33/9).
Dışarıdan bakan harabe görür. Yıkık duvar, sessiz bir avlu.
Mısrî uyarıyor: Gördüğünü benim bütün mülküm sanma.
Hazineler viranede saklanır. Kimse oraya bakmaz çünkü.
İnsan da bazen böyledir. Dağınık görünür, eksik görünür. İçinde ne taşıdığını yüzünden okuyamazsın.
Yargılamadan önce biraz bekle.
8.6
سرّ من از نالهٔ من دور نیست / لیک چشم و گوش را آن نور نیست
Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nîst / Lîk çeşm ü gûş râ ân nûr nîst
Sırrım feryadımdan uzak değil; ama gözde kulakta o ışık yok.
Mevlânâ, Mesnevî I/7.
Şems'e verilen söz Makâlât'ta doğrulanamadı; yerine Şems'in çevresinden, aynı gelenekten Mevlânâ'nın beyti konuldu.
Sır uzakta saklı değil. Ağlayanın sesinde duruyor.
Herkes duyuyor o sesi. Az kişi işitiyor.
Göz bakar, kulak dinler. Yetmez. O ışık başka yerden gelir.
Yanındaki insanın sesinde kaç kez böyle bir şey geçti, sen yalnız kelimeleri duydun.
Bir daha dinle.
8.7
Die Seele hat etwas in sich, ein Fünklein der Erkenntnisfähigkeit, das nimmer erlischt.
Ruhun kendinde bir şey vardır: bilme gücünün hiç sönmeyen bir kıvılcımı.
Meister Eckhart, Deutsche Predigten und Traktate, haz. ve çev. Josef Quint, Zürih 1979, Predigt 35, s. 318.
Söz Eckhart'ın Orta Yüksek Almanca metninden Quint'in modern Almanca çevirisidir; özgün metin görülmedi.
Eckhart buna kıvılcım der. Ruhta bir nokta, hiç sönmeyen.
Üstü örtülebilir. Yılların külü altında kalabilir. Ama söndürülemez.
Karanlık bir günde bu bilgi işe yarar.
Bir yerde küçük bir ışık titriyor. Onu sen yakmadın. Sen söndüremezsin de.
Orada olduğunu hatırla, yeter.
8.8
…y en el centro y mitad de todas éstas tiene la más principal, que es adonde pasan las cosas de mucho secreto entre Dios y el alma.
…ve bütün bunların tam ortasında en başta geleni vardır; Tanrı ile ruh arasındaki en gizli şeylerin geçtiği yer orasıdır.
Teresa de Ávila, Moradas del castillo interior, Moradas primeras, cap. 1 (1577).
Teresa ruhu bir kale gibi düşünür. Çok odalı bir kale.
Kimi odalar yukarıda, kimi aşağıda, kimi yanlarda.
Tam ortada bir oda var. En gizli konuşma orada geçiyor.
Kapıda oyalanmak kolaydır. İnsan ömrünü dış odaları süsleyerek de geçirebilir.
İçeri girdikçe eşya azalır. Ortada bir sessizlik, bir de sen.
8.9
Tu autem eras interior intimo meo et superior summo meo.
Oysa Sen, benim en içimden daha içte, en yücemden daha yücedeydin.
Augustinus, Confessiones III.6.11 (yaklaşık 397-400).
En içimden daha içerde. En yükseğimden daha yukarıda.
Cümle iki yöne birden gidiyor. Hem dibe, hem tepeye.
Augustinus bunu geriye bakarak söylüyor. Aradığını yanlış yerde aradığı günleri anıyor.
Oysa Sen, diyor. Bu iki kelimede bir ömrün pişmanlığı var, bir ömrün tesellisi de.
Uzak sandığın senden yakınmış.
8.10
Tu facis cor tranquillum, et pacem magnam, lætitiamque festivam.
Kalbi dingin kılan Sensin; büyük barışı ve bayram sevincini veren de Sen.
Thomas à Kempis, De imitatione Christi III.34.
Kalp neyle durulur? Kempis uzun cevap vermiyor.
Sen, diyor.
Dinginlik bir başarı gibi anlatılmıyor. Verilmiş bir şey gibi anlatılıyor.
İnsan kalbini zorla susturamaz. Yorulur, vazgeçer, bir sabah kendiliğinden sakinleşir.
Bunu bilen kendini daha az zorlar.
O sakinliği kazanmadığını bilmek de bir teşekkürdür.
8.11
آینهٔ دل چون شود صافی و پاک / نقشها بینی برون از آب و خاک
Âyîne-i dil çün şeved sâfî vü pâk / Nakş-hâ bînî birûn ez âb u hâk
Gönül aynası arınıp durulunca, su ve toprağın ötesinde suretler görürsün.
Mevlânâ, Mesnevî II/72.
Beyit numarası baskıya göre birkaç beyit değişebilir.
Ayna kirlenince kırılmış sayılmaz. Yalnız göstermez olur.
Kalp de öyle. Üstüne yıllar birikir. Kırgınlık, hesap, telaş.
Silmek gerekir. Yeni bir şey eklemek gerekmez.
Temizlenen ayna bir şey uydurmaz. Zaten olanı gösterir.
Mevlânâ burada büyük bir vaat vermiyor. Bir iş tarif ediyor.
8.12
من لم يذق لم يعرف
Men lem yezuk lem ya'rif.
Tatmayan bilmez.
Tasavvuf özdeyişi olarak aktarılır: "Zevk", TDV İslâm Ansiklopedisi (Gazzâlî, İhyâ, III, 19 ve Mi'yârü'l-ilm, s. 141 atıflarıyla).
Fusûsü'l-Hikem'de bulunamadı; İbn Arabî'ye ait olduğu doğrulanamadı. Özdeyiş TDV'de "Tatmayan bilmez, ulaşmayan idrak edemez" diye geçer. Arapça yazım çeviriyazıdan kurulmuştur.
Balın tadını anlatabilirsin. Hiç tatmamış birine o tadı veremezsin.
Kalbin bilgisi de böyledir. Kitap kapıyı gösterir. Kapıdan geçmek başka iştir.
Bu söz insanı susturur. Bildim demeden önce tattım mı diye sordurur.
Bir de rahatlatır. Okumadığın için eksik değilsin. Yaşadıkların da bilgidir.
8.13
Your mind and my heart will never agree until your mind ceases to live in numbers and my heart in the mist.
Senin aklınla benim kalbim, aklın sayılarda, kalbim sisin içinde yaşamaktan vazgeçmedikçe asla anlaşamaz.
Halîl Cibrân, Sand and Foam (1926).
Akıl rakamlarda yaşar. Kalp sisin içinde.
Cibrân ikisine de kızıyor. Yalnız aklı suçlamıyor, kendi kalbini de sisten çıkarmak istiyor.
Rakamsız yaşanmaz. Sisle de yol bulunmaz.
İkisi aynı masaya oturacaksa ikisi de evinden çıkacak. Biraz yürümek yeter.
Asıl konuşma orta yerde başlar.
8.14
»Wo gehn wir denn hin?« »Immer nach Hause.«
"Nereye gidiyoruz?" "Hep eve."
Novalis, Heinrich von Ofterdingen, ikinci kısım (1802).
Bir soru, iki kelimelik cevap.
Nereye gidiyoruz? Hep eve.
Heinrich ormanda yürüyor. Yanındaki ona yolun adını vermiyor, yönünü söylüyor.
Yol uzayabilir. Şehirler değişebilir. Yön aynı kalır.
Bu cevap acele etmiyor. Evin nerede olduğunu da söylemiyor.
Sen de bir yere gittiğini sanırken dönüyor olabilirsin.
8.15
The Heart is the centre from which everything springs.
Kalp, her şeyin kaynağı olan merkezdir.
Ramana Maharshi, Talks with Sri Ramana Maharshi, Talk 273, Tiruvannamalai: Sri Ramanasramam (ilk baskı 1955).
Konuşmaları Munagala S. Venkataramiah kaydetmiştir.
Ramana'ya sormuşlar: Kalbi düşünürken göğsün sağına mı odaklanayım?
Bir yer göstermiyor. Kalbin et parçası olmadığını söylüyor.
Dünyayı görüyorsan, bedeni görüyorsan, bunların bir çıkış yeri olmalı. O yere kalp deniyor.
Sonra ekliyor: Orada olan için ne merkez kalır ne çevre.
Merkez lafı hâlâ dışarıda duranlar için.
8.16
سالها دل طلب جام جم از ما میکرد / وآنچه خود داشت ز بیگانه تمنا میکرد
Sâl-hâ dil taleb-i câm-ı Cem ez mâ mî-kerd / V'ân-çi hod dâşt zi bîgâne temennâ mî-kerd
Yıllarca gönül bizden Cem'in kadehini istedi; kendinde olanı yabancıdan diledi.
Hâfız, Dîvân, gazel 143 (Ganjoor numarası).
Gazel numarası baskıya göre değişir.
Gönül yıllarca kadeh aradı. Kapı kapı dolaştı. Yabancılardan istedi.
Elinde olanı.
Hâfız bunu alay etmeden söylüyor. Kendi gönlünü anlatır gibi.
İnsan sahip olduğunu önce başkasından istemek zorunda mı? Çoğu zaman öyle oluyor.
Kendi evini bilmeyen dünyayı dolaşır.
Yol uzamadan cebine bakan az.
8.17
Brich mir die Arme ab, ich fasse dich / mit meinem Herzen wie mit einer Hand, / halt mir das Herz zu, und mein Hirn wird schlagen
Kollarımı kır, seni kalbimle tutarım bir elle tutar gibi; kalbimi durdur, beynim atmaya başlar.
Rainer Maria Rilke, Das Stunden-Buch, "Das Buch von der Pilgerschaft" (1901; kitap 1905).
Kollarımı kır, diyor. Seni kalbimle tutarım.
Kalbimi durdur. Beynim atmaya başlar.
Bu bir sevgi cümlesi. Ama sesi sakin durmuyor.
Bir organ susarsa öteki onun işini alıyor. İnsan bütünüyle tutmuş bir kere.
Elinden ne alınırsa alınsın bir şeyi tutmaya devam eden bir yerin var mı?
8.18
But the Secret sits in the middle and knows.
Ama Sır ortada oturur ve bilir.
Robert Frost, "The Secret Sits", A Witness Tree, New York: Henry Holt, 1942.
Şiir iki dizedir; burada yalnız ikinci dize verildi. Tam şiir basılacaksa telif izni gerekebilir.
Biz dönüyoruz. Halka olup dans ediyor, tahmin yürütüyoruz.
Sır ortada oturuyor. Biliyor.
Şiir iki dize. Fazlasına gerek duymamış. Az kelimeyle bir ömrü anlatıyor.
Arayış sırrı var etmiyor. O zaten yerinde. Bizim işimiz dönerken onu fark etmek.
Bazen dans durur. İnsan ortaya bakar.
8.19
L'attention absolument sans mélange est prière.
İçine hiçbir şey karışmamış dikkat, duadır.
Simone Weil, La Pesanteur et la Grâce, "L'attention et la volonté", haz. Gustave Thibon (1947).
Eser, Weil'in defterlerinden Thibon'un yaptığı seçkidir.
Dua için kelime gerekmiyor. Weil daha sade bir şey söylüyor. Dikkat.
Ama içine hiçbir şey karışmamış dikkat.
Kendini düşünmeden bakmak. Cevabını hazırlamadan dinlemek. Sonucu beklemeden durmak.
Bir insana böyle baktığın oldu mu? Bir ağaca?
O an ne istediğini unutursun. Kalp de o anda açılır.
8.20
But it is a heart, my beloved. Where are its shores and its bottom?
Ama bu bir kalp, sevgilim. Kıyıları nerede, dibi nerede?
Rabindranath Tagore, The Gardener, 28 (1913).
Mücevher olsa yüz parçaya bölerdim, diyor. Çiçek olsa saçına takardım.
Ama bu kalp. Kıyısı nerede, dibi nerede?
Bütün hayatını açmış karşısındakine. Hiçbir şey saklamamış. Yine de tanınmamış.
Açık olmak anlaşılmaya yetmiyor.
Sevdiğin bu ülkenin kraliçesi olabilir. Sınırlarını yine de bilmez.
8.21
The most beautiful thing we can experience is the mysterious.
Yaşayabileceğimiz en güzel şey, gizemli olandır.
Albert Einstein'a atfedilir: Living Philosophies, New York: Simon & Schuster, 1931.
Cümle 1931 tarihli metne atfedilir; o baskı görülemedi. İkincil kaynaklarda çeviri farkları vardır ("experience we can have" gibi).
Bunu bir fizikçi söylüyor. Ömrünü açıklamaya vermiş biri.
Gizem, cevabın bittiği yer olarak anlatılmıyor. Sanatın ve bilimin kaynağı olarak anlatılıyor.
Durup hayret edemeyenin gözü kapalıdır, diye ekliyor.
Her şeyi çözdüğünü sanan merakını kaybeder.
Kalbin sırları da böyle. Onlarla yaşamak, çözmekten uzun sürer.
8.22
Le secret d'ennuyer est celui de tout dire.
Sıkıcı olmanın sırrı, her şeyi söylemektir.
Voltaire, Sept Discours en vers sur l'homme, VI ("De la nature de l'homme"), 1738.
Sıkıcı olmanın sırrı her şeyi söylemektir.
Gülümseterek söylenmiş bir cümle. Ama bu bölümde başka bir yere değiyor.
Her duyguyu kelimeye dökmek kalbi boşaltmaz, yüzeye çıkarır.
Bir kısmı içeride kalsın. Saklanan şey ışık gibi yanar.
Anlatmadığın şey senin olmaya devam eder.
8.23
Gel ahî gönül n'oldı hâlün bir bana söyle / Sen ma'mûr iken 'ışk ile vîrân niçün oldun
Gel ey gönül, hâlin ne oldu bana bir söyle; sen mamurken aşkla niçin viran oldun?
Kaygusuz Abdal, gazel, Abdurrahman Güzel, Şehzâde Alaâddin Gaybî Kaygusuz Abdâl Külliyatı, Ankara: TDK, 2022 (Kurtoğlu ve Söylemez 2025'teki atıf: G, 365/160, 1270).
Kaygusuz gönlüne soruyor. Dost gibi, yanına oturmuş.
Ne oldu sana? Sen mamurken aşkla niye viran oldun?
Cevap beklemiyor gibi. Cevabı biliyor.
Mamur kalp kendi eşyasıyla doludur. Aşk girince yer açılır, duvarlar iner.
Yıkıntıya bakıp ağlayan da, orada rahat eden de aynı kalp.
8.24
از محبت تلخها شیرین شود / از محبت مسها زرین شود
Az mahabbet telh-hâ şîrîn şeved / Az mahabbet mis-hâ zerrîn şeved
Sevgiden acılar tatlanır, sevgiden bakırlar altın olur.
Mevlânâ, Mesnevî II, Lokmân hikâyesi.
Beyit numarası baskıdan eklenmeli; Ganjoor metninde II. defter, bölüm 31.
Mevlânâ iki mısraya da aynı kelimeyle başlıyor. Sevgiden, sevgiden.
Acı tatlanıyor. Bakır altın oluyor.
Malzeme değişmiyor. Aynı hayat, aynı gün, aynı ev. Bakan değişiyor.
Seven birinin yanında katlanılmaz bir iş bir gün hafifler.
Sevmeyi de şiiri de insan burada öğrenir.
8.25
la memoria del corazón elimina los malos recuerdos y magnifica los buenos
Kalbin hafızası kötü anıları siler, iyileri büyütür.
Gabriel García Márquez, El amor en los tiempos del cólera (1985), III. bölüm.
Alıntı kısa tutuldu; romanın baskısından sayfa teyidi gerekir.
Kalbin hafızası dürüst sayılmaz. Kötüyü siler, iyiyi büyütür.
García Márquez bunu kusur gibi anlatmıyor. Geçmişi bu hileyle taşıyoruz, diyor.
Yıllar sonra bir sokaktan geçersin. O günler bu kadar güzel miydi? Kalp öyle diyor.
Kimse bunu kendi isteğiyle yapmaz.
İtiraz etmek gerekmez. Yükler böyle hafifler.
8.26
بیا تا گل برافشانیم و می در ساغر اندازیم / فلک را سقف بشکافیم و طرحی نو دراندازیم
Biyâ tâ gül ber-efşânîm ü mey der sâgar endâzîm / Felek râ sakf beşkâfîm ü tarhî nev der-endâzîm
Gel, gül saçalım, kadehe şarap dolduralım; göğün tavanını yaralım, yeni bir düzen kuralım.
Hâfız, Dîvân, gazel 374 (Ganjoor numarası).
Gazel numarası baskıya göre değişir.
Gel, diyor Hâfız. Gül saçalım.
Sonra cümle büyüyor. Göğün tavanını yaralım, yeni bir düzen kuralım.
Sevinç burada beklenen bir şey sayılmıyor. Kurulan bir şey sayılıyor.
Keder ordu toplasa bile gel diyen biri var.
Neşe de bir karardır. Malzeme sende. Kalkıp başlamak sana düşüyor.
8.27
Il ne peut empêcher, quand il frappe un coeur de bonne volonté, que le malheur subi ou l'erreur reconnue n'ouvrent en ce coeur une source de clarté.
Kader, iyi niyetli bir kalbe vurduğunda, çekilen acının ya da kabul edilen hatanın o kalpte bir aydınlık kaynağı açmasını engelleyemez.
Maurice Maeterlinck, La Sagesse et la Destinée, XV (1898).
Cümledeki "il" kaderdir (le destin). Bölüm numarası Gutenberg metnindeki sıraya göredir.
Kader vurabilir. Kapıları kırabilir. Bir şeyi yapamaz.
Çekilen acının, kabul edilen hatanın kalpte bir aydınlık açmasına engel olamaz.
Maeterlinck tek şart koyuyor. İyi niyetli bir kalp.
Kabul edilmeyen hata karanlık kalır. Kalp orada kapalı durur.
Görmek bazen gözle olmaz. Ağlamış bir kalple olur.
8.28
حرف و صوت و گفت را بر هم زنم / تا که بی این هر سه با تو دم زنم
Harf ü savt u güft râ ber hem zenem / Tâ ki bî în her se bâ tû dem zenem
Harfi, sesi, sözü birbirine katayım; bu üçü olmadan seninle söyleşeyim.
Mevlânâ, Mesnevî I, tûtî ve tüccar hikâyesi (yaklaşık beyit 1730).
Beyit numarası baskıya göre değişir; Nicholson numarasıyla karşılaştırılmalı.
Şair kafiye düşünüyor. Sevgili diyor ki beni düşün, başka bir şey düşünme.
Mevlânâ bir şiirin ortasında şiiri dağıtmak istiyor.
Harf, ses, söz. Üçünü de bir kenara koyalım. Aramızda onlarsız konuşalım.
Yıllar süren bir dostlukta bir bakış yeter. Kelime orada fazla gelir.
8.29
Man's heart away from nature becomes hard.
Doğadan uzak kalan insan kalbi katılaşır.
Luther Standing Bear'e atfedilir — [KAYNAK GEREKLİ]
Söz Luther Standing Bear'e yaygın biçimde atfedilir; Land of the Spotted Eagle (1933) içinde görülemedi.
Kalp burada bir bitki gibi konuşuluyor. Toprağı var, havası var.
Uzak kalınca sertleşiyor.
Ağaçsız bir haftadan sonra insan neden huysuzlanır? Bir denize bakınca omuzları neden iner?
Bunu kanıtlamaya çalışmıyorum. Deneyebilirsin.
Yarın bir ağacın altında on dakika otur. Kalbin ne diyor bak.
8.30
Mind creates the abyss, the heart crosses it.
Zihin uçurumu yaratır, kalp onu geçer.
Sri Nisargadatta Maharaj, I Am That, bölüm 3, "The Living Present" (1973).
Soru şu: Ruhla beden arasındaki köprü sevgi mi?
Cevap kısa. Başka ne olabilir?
Zihin uçurumu kazar. Ya olmazsa, ya yanılırsam, diye sorar.
Kalp bunları saymaz, karşıya geçer.
Bu ahmaklık sayılmaz. Uçurumu görüp yine de yürümektir.
Önce adım gelir, sonra köprü.
Kalbin cesareti aklınkine benzemez.
8.31
Es gibt ein Vergessen alles Daseins, ein Verstummen unsers Wesens, wo uns ist, als hätten wir alles gefunden.
Bütün varoluşun unutulduğu, varlığımızın sustuğu bir an vardır; sanki her şeyi bulmuşuzdur.
Friedrich Hölderlin, Hyperion oder der Eremit in Griechenland, I. cilt (1797).
Bir susma var her şeyi bulmuş gibi.
Hyperion hemen ardından ikincisini söylüyor. Bir susma da var her şeyi yitirmiş gibi.
Dışarıdan ikisi aynı görünür. Bir insan susuyor.
Sevinç doruğa varınca susar. Acı sonuna varınca susar.
Yanındaki sustuğunda hangisi olduğunu sorma. Otur.
8.32
ظاهر درویشی جامه ژنده است و موی سترده و حقیقت آن دل زنده و نفس مرده
Zâhir-i dervîşî câme-i jende est ü mûy-i sütürde ve hakîkat-i ân dil-i zinde vü nefs-i mürde
Dervişliğin görünüşü yırtık giysi ve tıraşlı saçtır; hakikati ise diri gönül ve ölü nefistir.
Sa'dî, Gülistân, II. bâb, hikâye 46 (1258).
Sa'dî önce dışı sayıyor. Yırtık giysi, tıraşlı baş.
Sonra içi. Diri gönül, ölü nefis.
Kıyafet bir günde giyilir. Öteki bir ömür ister.
Elbise insanı ele vermez. Kimse çarşıda gönlünü sergilemez.
Bak sana ne görünüyor. Sonra kendine sor, görünmeyen yerde ne var.
8.33
Ol dürr ise dil ana sadefdir / Cânân ile cân halef selefdir
O inciyse gönül ona sedeftir; sevgiliyle can birbirinin ardından gelir.
Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk, beyit 1195 (1783).
Beyit, müsvedde nüshada "Ben dürr ise" diye yazılmış, şair sonradan değiştirmiştir (Gözitok 2020).
O inciyse gönül onun sedefi.
Sedef kendini göstermez. Denizin dibinde kapalı durur. İçinde büyüyen şey onu değerli kılar.
Gösterilmeyen şey kaybolmuş sayılmaz.
Bu bölüm kalpten başladı, kalpte bitiyor.
Yolcu da orada, varılacak yer de.
Bu kapıdan geçen kalbini yanında taşır.
Sır tam söylenemez. Taşınabilir.